Biz feministler biliyoruz ki kadın kurtuluş mücadelesi, sınırları, sınıfları ve milliyetleri aşar. Bugün dünyanın pek çok yerinde kadınlar, patriyarkal kapitalizmin ve faşist iktidarların saldırılarıyla karşı karşıya. Bir yanda kazanımlarımızı gasp etmeye çalışan sağcı ve gerici iktidarlar, diğer yanda ise dünyanın dört bir yanında direnişi büyüten kadınlar var.
Biz de Mor Dayanışma olarak, İtalya’da feminist mücadeleyi büyüten yol arkadaşımız Irene Galuppo ile mücadelenin bugününü konuşmak için bir araya geldik.
Umay: Merhaba Irene, bize biraz kendinden ve Potere al Popolo!1 ile yolunun nasıl kesiştiğinden bahseder misin?
Irene: Tabii! Adım Irene Galuppo, 25 yaşındayım ve doktora öğrencisiyim. Çağdaş sanat tarihi çalışıyorum, özellikle sanat ile siyaset arasındaki ilişkiye odaklanıyorum. Siyasete, öğrenci sendikasında başladım ama sendikanın patron yanlısı politikalarına tepki göstererek ayrıldım. Sonrasında feminist ve özgürlükçü tartışmalar yürüttüğümüz bağımsız bir çevrede politik mücadelemi sürdürdüm.
2018’de Potere al Popolo! kurulduğunda, seçim siyasetine inancım düşük olduğu için oy vermemiştim. Ama Napoli’ye taşınıp üniversitede Collettivo Autorganizzato Universitario (CAU)2 ile tanışınca Potere al Popolo!’ya dahil oldum. O günden bu yana altı yıldır hem CAU’da hem de partide aktifim. Potere al Popolo!, benim için mücadelede bir yuva oldu.
Feminist ve ekolojik şehirler için mücadele ediyoruz
Umay : Potere al Popolo!’yu bir parti olarak nasıl tanımlarsınız? Temel değerleri ve hedefleri neler? Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları gibi konularla nasıl ilgileniyor?
Irene: Potere al Popolo!, radikal sol bir komünist örgüt. İtalya’da siyasetin sağ ve liberal sol arasında sıkıştığı, sol adına gerçek bir alternatifin olmadığı bir dönemde kuruldu. Bugün sağcı Giorgia Meloni iktidarda ama bu zemin, yıllardır liberal solun sağa alan açan politikalarıyla hazırlandı. Özelleştirilen sağlık ve eğitim hizmetleri, kesilen kadın merkezleri bütçeleri, budanan işçi hakları ve artan ekonomik eşitsizlikler bu sürecin sonuçları.
Ülke son 20 yıldır kriz içinde ve asgari ücret yasası hâlâ çıkarılmadı. Kuzey ve Güney İtalya arasında işsizlik ve kadın istihdamı açısından büyük farklar var. Kadınlar özellikle güvencesiz, düşük ücretli ve uzun saatler çalışılan işlerde yoğunlaşıyor.
Potere al Popolo! olarak biz, sağ ve liberalizme karşı bir alternatifiz. Zenginlerden daha fazla vergi alınarak bu kaynakların yoksul halka ve kamu hizmetlerine aktarılmasını savunuyoruz. Asgari ücretin yasallaşmasını istiyoruz çünkü bu, insanların emeğinin karşılığını alabilmesi ve ekonomik sömürüye karşı konulabilmesi için çok önemli. Aynı zamanda feminist ve ekolojik şehirler için mücadele ediyoruz. Herkesin ücretsiz ulaşabileceği sağlık, toplu taşıma, kadın sığınma evleri ve okullar gibi kamusal hizmetlerin yaygınlaştırılmasını talep ediyoruz.
Umay: Bunları duyduktan sonra bugünün İtalya’sında kadınlar nasıl yaşıyor, hangi sorunlarla mücadele ediyor diye merak ediyorum, bunları biraz açar mısın?
Irene: İtalya’daki kadınlar hâlâ birçok zorlukla mücadele ediyor. 2023’te, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 yılında yayınladığı Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre İtalya, 146 ülke arasında 63. sıradan 79. sıraya gerilemiş. Bu ciddi bir gerileme. Kadınlar iş gücünün yaklaşık %41,9’unu oluşturuyor ama liderlik pozisyonlarında varlıkları çok az. Yönetici pozisyonlarında kadınların oranı sadece %32,3. Ücret farkları da oldukça büyük. Örneğin kariyerinin başındaki erkekler, kadınlardan %8,2 daha fazla kazanırken, 50 yaş üstü çalışanlar için bu fark %24,4’e çıkıyor. Kadınlar daha çok güvencesiz işlerde çalışıyor ve sıklıkla yarı zamanlı sözleşmelerle çalışmak zorunda kalıyor. Çoğunlukla düşük ücretli sektörlerde, örneğin restoran ve konut hizmetlerinde yer alıyorlar. Özellikle güneyde bu sektördeki kadınların çalışma koşulları daha kötü.
Kadınların ev ve bakım emeği de bu tabloyu ağırlaştırıyor. Ataerkil yapılar, kadınları hâlâ ev içinde görünmeyen bir iş gücüne dönüştürüyor. Kadınlar işten sonra da evde ikinci bir mesai yapıyor. Bu da kadınların kişisel zamanlarını, eğitim ve politik faaliyetlere katılımını sınırlıyor.

Umay: Kadınların sağlık hizmetleri ve bakıma erişim konusunda durum nasıl?
Irene: Sağlık hizmetlerine erişimde ciddi eşitsizlikler var ve bu durum kadınları daha da dezavantajlı hale getiriyor. Gelir eşitsizliği ve eğitime erişimdeki sınırlılıklar nedeniyle kadınlar, özellikle de yoksul ve göçmen kadınlar, sağlık hizmetlerine ulaşmakta daha fazla zorluk yaşıyor. Bu sadece fiziksel sağlık değil, ruh sağlığı ve üreme sağlığı alanlarında da ciddi sonuçlar doğuruyor. Pek çok kadın, yaşadığı bölgeye ve sosyal konumuna göre temel sağlık hizmetlerinden dışlanıyor.
Umay: Sağlık hizmetlerine erişimdeki bu sorunlardan biri de kürtaj hakkına erişimde ortaya çıkıyor sanırım. Kadınların hastanelerde kürtaja erişimi hakkında neler söylersin?
Irene: Yasal hak olmasına rağmen kürtaja erişim pratikte çok kısıtlı. Sağlık çalışanlarının büyük kısmı vicdani retçi. Kürtaj karşıtı sağ söylem bu durumu daha da zorlaştırıyor. Birçok kadın, başka şehirlere gitmek ya da özel kliniklere başvurmak zorunda kalıyor. Bu da kürtajın fiilen bir ayrıcalık meselesine dönüşmesine neden oluyor.
Feminizmin komünist mücadeleden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz
Umay: Kadınlar bugün dünyanın her yerinden benzer sorunlarla mücadele etmeye devam ediyor. Görünen o ki kadınlar için kürtaj, birçok ülkede olduğu gibi İtalya’da da fiili olarak erişimi oldukça güç. Peki Potere al Popolo! bu tabloya karşı nasıl bir kadın mücadelesi yürütüyor?
Irene: Öncelikli olarak şunu söylemeliyim ki Potere al Popolo! feminist bir örgüt. Biz, feminizmin komünist mücadeleden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz. Partimizin ulusal koordinasyonunda kadınların oranı %50, üyelerimizin ise %60’ı kadınlardan oluşuyor. Yerel düzeyde de kadınların örgütlenmesini destekleyen halk evleri gibi yapılar kuruyoruz ve liderlik alanlarında kadınların görünürlüğünü arttırmaya çalışıyoruz.
Feminist bakış açımız, yalnızca kadınların eşitliğine değil, sınıfsal sömürüye ve göçmen kadınlar ile etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa karşı mücadeleye de dayanıyor. Bizim için feminizm, bakım emeğinin toplumsallaştırılmasını, ücretsiz ve nitelikli kreşlerin açılmasını, ev içi emek yükünün topluma yayılmasını ve patriyarkanın gündelik hayattaki etkilerinin kırılmasını da içeriyor. Bu nedenle kendimizi transfeminist bir perspektife sahip olarak tanımlıyoruz.
Potere al Popolo!, kadın haklarını savunmakla kalmıyor, bunun için somut politikalar da geliştiriyor. Biz, devletin laiklik ilkesini güvence altına almayı ve Kilise’nin İtalyan yasalarına müdahalesine karşı durmayı savunuyoruz. Katolik Kilisesi’ne verilen fonların kaldırılmasını ve okullarda din derslerinin yerine kültürlerarası eğitim verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca, sağlık hizmetlerine her türlü dini müdahalenin son bulmasını istiyoruz; örneğin kürtaja yönelik vicdani ret hakkının kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.
Eşit haklar ve eşit ücretler de temel taleplerimiz arasında. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim fark etmeksizin herkesin istihdama eşit erişimi olması gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca, regl izni gibi sosyal hakların da kadınlar için güvence altına alınmasını savunuyoruz. Yoksul kadınların, çocuklarının velayetini sürdürebilmesi için gelir garantisinin sağlanmasını talep ediyoruz. Kadınların ve LGBTQIA+ bireylerinin her türlü şiddete karşı korunması için yasal düzenlemelerin yapılmasını, transfobiye karşı yasal bir çerçeve kurulmasını istiyoruz.
İtalya’da feminist hareket, parçalı yapısı nedeniyle kolektif bir hat kurmakta zorlanıyor
Umay: Anlattıklarınızdan feminist mücadelenin Potere al Popolo!’nun yürütttüğü politikanın temel bileşenlerinden biri olduğunu anlıyoruz. Peki, genel olarak İtalya’daki feminist hareketin bugünkü dinamikleri nasıl, biraz anlatır mısın?
Irene: İtalya’daki feminist hareket, güçlü bir tarihsel arka plana ve radikal siyasi örgütlerle iç içe geçmiş bir mücadele geçmişine sahip. Özellikle 1960’lardan bugüne uzanan bu yolculuk, hem ulusal hem de uluslararası feminist akımlardan beslenerek farklı dönemlerde kendini yeniden şekillendirdi.
Bugün, İtalya’da “feminizm” teriminin yerini giderek daha çok “transfeminizm” alıyor. Bunun nedeni, feminist mücadelenin yalnızca kadın-erkek eşitliğiyle sınırlı kalmayıp, trans ve queer bireyleri de içerecek şekilde genişlemesi. Ama mesele sadece terimlerin değişmesi değil; transfeminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini sınıf sömürüsü, ırkçılık ve ekolojik adaletsizlik gibi başka yapısal sorunlarla birlikte ele alıyor. Yani, patriyarkaya karşı verilen mücadeleyi kapitalizme, ırksal ve ekolojik sömürüye karşı yürütülen mücadelelerden koparmadan sürdürüyor. Teorik olarak bu oldukça kapsayıcı bir yaklaşım. Ancak pratikte, bu geniş vizyonun her zaman sahaya tam anlamıyla yansımadığını da söylemeliyim. Özellikle İtalya’da, son yıllarda feminist hareketin farklı kimlikler ve talepler etrafında parçalanarak daha küçük ve izole gruplara bölündüğünü gözlemliyoruz. Bu durum bazen mücadelelerin birbirinden kopmasına, ortak bir çatı altında buluşmanın zorlaşmasına yol açıyor. Bu da hem kolektif gücü zayıflatıyor hem de feminist hareketin toplumsal etkisini sınırlıyor.
Umay: Sanırım bu parçalı hâl pek yerde kendini gösteriyor. Yine de buna rağmen İtalya’da hâlâ güçlü sesler çıkaran feminist kampanyalar yürütülüyor mu?
Irene: 2016’dan bu yana İtalya’daki en etkili feminist hareket kesinlikle Non Una di Meno3. Kadın cinayetlerinden kürtaj hakkına kadar birçok konuda toplumsal farkındalık yarattı ve kitlesel eylemlerle büyük ses getirdi. Bunun yanı sıra Obiezione Respinta4 gibi kampanyalar kürtaj ve doğum kontrolüne erişimdeki engellerle mücadele ediyor. Malaeducation5 ise üniversitelerdeki cinsiyetçiliğe karşı çalışmalar yürütüyor.
Tabii bir de sayısız yerel feminist grup var. Özellikle küçük kasabalarda veya belirli bölgelerde faaliyet yürüten bu gruplar genellikle az sayıda militana sahip ve etki alanları sınırlı. Yine de 8 Mart ve 25 Kasım gibi tarihsel önemi olan günlerde tüm bu yapılar bir araya geliyor ve binlerce kadın sokaklara çıkıyor.
Fakat sorun şu ki bu gösteriler çoğu zaman birer “tek seferlik” mobilizasyonlara dönüşüyor. Hareketler arasında stratejik bir birliktelik veya süreklilik gösteren bir koordinasyon eksik. Bu da feminist mücadelenin tüm potansiyeline rağmen uzun vadeli, güçlü bir siyasi projeye dönüşmesini zorlaştırıyor.
Umay: Sağ söylemin, özellikle göçmen kadınların yaşamlarını daha da zorlaştırdığını biliyoruz. Meloni6’nin politikalarının bu açıdan etkilerini nasıl görüyorsunuz?
Irene: İtalya’daki göç politikalarına getirilen kısıtlamalar, özellikle göçmen kadınlar ve translar üzerinde çok ağır etkiler yaratıyor. Göçmen kadınların iş bulma imkânları sınırlı ve çoğu, aile birleşimi gibi ataerkil modellerle ülkeye geliyor; bu da kadınların özerkliğini ciddi şekilde kısıtlıyor. Yasal yolların daralması ise insan ticareti ve sömürü riskini artırıyor. Kadınlar özellikle sağlık, barınma ve iş gücü piyasasına erişimde sistematik ayrımcılıkla karşılaşıyor ve çoğunlukla düşük ücretli, güvencesiz işlere sıkışıp kalıyorlar.
Potere al Popolo! olarak biz, göçmen kadınların bu kırılgan durumunu dikkate alarak, göç politikalarımızı toplumsal cinsiyet perspektifiyle şekillendiriyoruz. Göçü kriminalize eden mevcut sistemi reddediyoruz ve insan onuruna yakışır bir kabul modelini savunuyoruz. Yabancı işçilerin haklarını koruyan, bürokrasiyi azaltan ve düzensiz göçmenlerin sürekli gözetim altında tutulmasını ortadan kaldıran bir sistem öneriyoruz.
Bu çerçevede, göçmenlere vatandaşlık hakkının kolaylaştırılmasını, güvenli insani koridorların açılmasını ve çalışma izinlerinin uzatılmasını talep ediyoruz. Ayrıca, refakatsiz çocukların ülkede kalmasının önündeki bürokratik engellerin kaldırılmasını ve gözaltı merkezlerinin kapatılmasını savunuyoruz.
Kadın ve çocuk ticareti gibi sömürü biçimleriyle etkili bir şekilde mücadele edebilmek için ise mağdurların güvenliğini ve ailelerinin korunmasını sağlayacak hem ulusal hem de uluslararası düzeyde güçlü sosyal politikaların uygulanmasını önceliklendiriyoruz.
Umay: Özellikle göçmenlere karşı uygulanan bu baskıcı politikalara karşı uluslararası feminist dayanışma nasıl bir direnç hattı yaratıyor? Avrupa’daki kadın hareketleri arasındaki işbirlikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Irene: Feminist hareketlerin uluslararası ittifakları bugün her zamankinden daha hayati. Özellikle aşırı sağın yükseldiği bir dönemde, tek tek ülkelerde verilen feminist mücadelelerin izole kalması, hak kayıplarını hızlandırıyor. Oysa uluslararası dayanışma, sadece sınır ötesi bir destek değil; aynı zamanda mücadelelerin büyüyüp kalıcı olmasının anahtarı. 2016’da Polonya’daki kürtaj yasağına karşı başlayan kadın grevleri kısa sürede İtalya’ya yayıldı ve burada da güçlü bir etki yarattı. Bu tür kazanımlar sadece bir ülkenin sınırlarında kalmıyor, başka ülkelerdeki kadınlara da ilham veriyor ve harekete geçiriyor.
Bir ülkede kazanılan her zafer, başka bir yerde yaşayan kadınlara “Bu mümkün!” duygusunu taşıyor. Bu yüzden Potere al Popolo! olarak biz de dayanışmayı yalnızca bir destek biçimi olarak değil, somut bir mücadele aracı olarak görüyoruz. Uluslararası ağlar sayesinde, ortak baskılara karşı ortak bir direniş inşa edebiliyoruz. İzole kalmadan, bir arada ve birbirimizden öğrenerek mücadeleyi büyütmek, haklarımızı savunmanın en etkili yolu.
- çn. “İktidar Halka!” 2017’de İtalya’da kurulan kendini antikapitalist, antiliberal, feminist, çevreci olarak tanımlayan bir siyasi partidir. ↩︎
- Kendi Kendini Organize Eden Üniversite Kolektifi : https://collettiviautorganizzatiuniversitari.org/ ↩︎
- Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz ! https://nonunadimeno.wordpress.com/ ↩︎
- Özellikle kürtaj ve doğum kontrolüne erişimdeki engellere karşı çalışan bir feminist kolektif. Hastanelerdeki vicdani retçi uygulamalara karşı çıkıyor ve kadınlara bu haklara nasıl erişebileceklerine dair bilgi desteği sağlıyor. ↩︎
- İtalya’daki üniversitelerde cinsiyetçilik ve ayrımcı pratiklerle mücadele eden bir ağ. ↩︎
- çn. Giorgia Meloni, İtalya başbakanı. ↩︎






