ICE Baskınları, Sivil Erkeklerin Göçmen Kadınlara Saldırmasını Nasıl Kolaylaştırıyor?



ICE Baskınları, Sivil Erkeklerin Göçmen Kadınlara Saldırmasını Nasıl Kolaylaştırıyor? - ICE 3

Kylie Cheung bu köşe yazısında, ICE ajanlarının yaptıklarının cezasız kalması sebebiyle, ICE ajanı kılığına giren sivil erkeklerin göçmen kadınlara saldırı vakalarının gittikçe arttığını söylüyor.

Temmuz ayında Başkan Trump ve Kongre’deki Cumhuriyetçiler, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza kurumu (Immigration and Customs Enforcement, ICE) ve sınır güvenliğine 100 milyar doların üzerinde yatırım yapan kapsamlı bir bütçe tasarısını alelacele geçirdiler (TIME 2025). Son aylarda ICE ajanları; çoğu zaman maskeli, sivil kıyafetli ve ajan olduklarını dışarıdan belli edecek hiçbir işaret taşımadan, bu yönetimin talimatıyla göçmen topluluklarına yönelik terör kampanyalarını tırmandırdı. Bu durum; Trump’ın bir zamanlar aile içi şiddet sığınakları, hastaneler ve kiliseler gibi yerlerde göçmenlere yönelik denetim ve yaptırımları kısıtlayan politikaları yürürlükten kaldırmasının ardından daha da kötüleşti. Tahmin edilebileceği gibi tüm bunlar, kaos ve devlet eliyle uygulanan yıkıcı şiddetin yanı sıra kadınlara yönelik sivil şiddette ürkütücü bir artışa yol açtı.

Demokrat Parti Kadınlar Grubu tarafından, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’e ve Trump yönetimindeki diğer yetkililere hitaben yazılan ve HuffPost ile paylaşılan bir mektupta; sivil erkeklerin, ICE ajanı kılığına girerek göçmen kadınları kaçırdığı ve cinsel saldırıda bulunduğu iddia ediliyor. Bu tür saldırıların gerçekleşmesi şaşırtıcı değil; çünkü ICE ajanları giderek daha sık sivil kıyafetle operasyon yürütüyor, hesap verebilirlikten kaçmak için yüzlerini gizliyor ve kendilerini görevli olarak tanıtan bir ekipman veya belge taşımak zorunda değiller. ICE, ajanlarına tutuklama emri olmasa bile karşılaştıkları belgesiz göçmenleri gözaltına alma talimatı da verdi.

İddialar dehşet verici: Kuzey Carolina’da bir erkek, ICE ajanı kılığına girerek bir göçmen kadını sınır dışı etmekle tehdit etmek, ardından onu kaçırıp tecavüz etmekle suçlanıyor. New York’ta ise polis; ICE ajanı kılığına girdiğinden şüphelenilen, bir kadına saldırıp tecavüze yeltenen, ardından soyup gündüz vakti olay yerinden kaçan bir erkeği arıyor.

Demokrat Parti Kadınlar Grubu ağustosta yönetime gönderdiği mektupta “Hayatımız boyunca, maskeli ve sivil araçlar kullanan erkeklerden korkmayı öğrenerek büyütülüyoruz,” diye yazdı. “Böyle erkeklerden kaçmamız gerektiğini, aksi takdirde kaçırılabileceğimizi, cinsel saldırıya uğrayabileceğimizi ya da öldürülebileceğimizi öğreniyoruz. Oysa ICE giderek artan bir sıklıkla maskelerle, sivil kıyafetlerle, görünür bir kimlik ya da rozet olmadan, sivil araçlar kullanarak baskınlar ve gözaltılar gerçekleştiriyor ki bu taktikler halk arasında kafa karışıklığına, korkuya ve güvensizliğe yol açıyor.”

California Eyalet Meclisindeki ve Kongre’deki bazı milletvekilleri, ICE ajanlarının kimlik taşımalarını zorunlu kılacak ve yüzlerini örtmelerini yasaklayacak yasa tasarıları sundu. Bu tür korkunç durumların önüne geçmeyi amaçlayan bu adım, doğru yönde atılmış bir adım olabilir. Ancak bunun neden yaşandığının ardındaki daha derin, itici güçleri görmezden gelemeyiz. Bu olaylar, devlet görevlilerinin (ICE ajanları, polis memurları ve cezaevi personeli dahil) kadınlar ve mağdurların bedenlerini istismar etme ve kontrol etme konusunda öteden beri sahip oldukları orantısız güç nedeniyle mümkün olabiliyor. Sivil erkekler, savunmasız kadınlara ve mağdurlara saldırmak için devlet görevlisi kılığına giriyor çünkü iktidar, kimde olursa olsun, bunu mümkün kılıyor.

Sivil erkeklerin cinsel şiddet suçundan kurtulabilmek için kendilerini devlet görevlisi gibi gösterme cesaretini bulmalarının nedeni, ülke genelinde devlet gücünün toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti farklı biçimlerde rutin olarak üretmesi. ICE ajanlarının maskelerini düşürmek önemli olsa da bu, daha geniş ve sistemik bir krize yalnızca bir yara bandıdır.

Göçmenlerin tutulduğu gözaltı sisteminde, çoğu zaman çocuklara yöneltilen cinsel istismar yaygın bir sorun. Yapılan bir ankette polis memurlarının yüzde 40’ı eşlerine veya çocuklarına şiddet uyguladığını kendi beyanlarıyla bildirdi. Ayrıca, cezaevlerindeki tecavüzlerin yüzde 60’ı gardiyanlar ve personel tarafından gerçekleştiriliyor.

Bir araştırmaya göre cinsel saldırı, polisin suistimallerinin ikinci en yaygın şeklidir. 2013 ile 2014 yılları arasında Oklahoma City’de görev yapan bir polis memuru, Daniel Holtzclaw, 13 siyahi kadın tarafından devlet gücünü kullanarak kendilerine cinsel saldırıda bulunmakla suçlandı. (Holtzclaw sonunda bu kadınlardan sekizine saldırmaktan suçlu bulundu ve 263 yıl hapis cezasına çarptırıldı.) Son on yılda Arizona, Georgia, Maryland ve diğer bazı eyaletlerde de bu bölgelerdeki kadınların takip veya tacizle suçladığı polis memurları benzer şekilde görevlerinden alındı.

ABD Kongresi, polislerin gözaltındaki kişilere yönelik cinsel saldırı suçlamalarına “karşılıklı rızayla gerçekleşti” savunması yapabilmelerine olanak tanıyan uygulamayı sonlandıran Kolluk Kuvvetlerinin Rıza Açığını Kapatma Yasası’nı ancak 2022 yılında kabul etti. Bazı hukuk uzmanlarının da belirttiği gibi, bir devlet görevlisiyle gözaltındaki bir kişi arasındaki büyük güç dengesizliği nedeniyle böyle bir “rızadan” söz etmek zaten mümkün değil. BuzzFeed, 2018’de yayımladığı bir haberinde 35 eyalette polis memurlarıyla gözaltındaki kişiler arasındaki sözde “rızaya dayalı” cinsel ilişkiyi yasaklayan herhangi bir yasanın bulunmadığını belirtti.

Hükumet ve hukuk sistemi, fail(ler)i korurken mağdurlara şiddet uygulayan bir yapıya çok sık bürünüyor ki bu da devlet şiddetinin bir biçimi. Bir ankete göre, aile içi şiddet olayı nedeniyle 911’i arayan mağdurların yaklaşık dörtte biri, ya gözaltına alındıklarını ya da gözaltına alınmakla tehdit edildiklerini bildirdi. Tecavüzcülerin yalnızca yüzde 3’ünün bir gün olsun hapse gireceği tahmin edilirken New York’taki bir kadın yüksek güvenlikli cezaevinde 1999 yılında yapılan bir araştırma, mahkûm kadınların yüzde 90’ının şiddetten veya cinsel saldırıdan kurtulmuş kişiler olduğunu ortaya koydu.

Gözaltı ve ceza-infaz sisteminin ötesinde, sadece kürtaj yasaklarına bakmak bile yeterli. Bu yasaklar, yasa koyuculara bedenlerimiz üzerinde geniş bir erişim ve iktidar alanı tanıyor. 2020 yılında bir ihbarcı, bir göçmen gözaltı merkezinde görev yapan bir doktorun kadınları rızaları olmadan kısırlaştırdığını iddia etti. Sonuçta 40’tan fazla kadın, ICE gözetimindeyken istemedikleri tıbbi müdahalelere maruz bırakıldıklarını belirtti.

Açık olmak gerekirse ICE diye bir kurum olmasaydı, erkekler de ICE ajanı kılığına girip kadınlara saldırmazdı. Bu kurumun varlığının kendisi ve göçmenlere yönelik sistematik, baskıcı polis uygulamaları, göçmenleri insanlıktan çıkarıyor ve onları, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet de dâhil olmak üzere, her türlü şiddet biçimine katbekat daha açık hâle getiriyor.

Laken Riley Yasası1 gibi yasalar, göçmen olan aile içi şiddet mağdurları için yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Hukukçular, bu gibi yasalar sayesinde istismarcı ya da insan tacirlerinin kadınları kendilerine itaat etmeleri için uydurma suçlarla tehdit edebileceklerini belirtiyor. 

Ocak ayında sunulan Yasadışı Göçmenler Tarafından Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasası da benzer biçimde, şiddet mağduru göçmen kadınlar, failleri onları suçlamak için yaygın bir istismar taktiği olan DARVO’yu (İnkâr Et, Saldır, Mağdur-Fail Rollerini Tersine Çevir) kullanırsa, gözaltına alınmaya karşı katbekat daha savunmasız hâle gelebilir.

Bu yasa tasarıları, göçmen erkekleri ve beyaz olmayan erkekleri beyaz Amerikalı kadınlara karşı yırtıcı ve şiddet eğilimli olarak gösteren beyaz üstünlükçü kalıplara dayanıyor. Bu ülkenin göçmenlere yönelik utanç verici muamelesini haklı gösterebilecek hiçbir suç istatistiği yok. Dahası, veriler ABD vatandaşlarının şiddet suçlarının failleri olma olasılığının vatandaş olmayanlara kıyasla çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

Görünüşe göre, göçmen kadınlara saldırmak için ICE ajanı kılığına girenler, bu ülkenin vatandaşı olan erkekler. Trump yönetimi ise göçmen erkekleri fiilen işkence merkezleri olarak işleyen korkunç, yabancı hapishanelere gönderiyor. Bazı durumlarda bu kişiler ağır cinsel şiddete maruz kalıyor. Yönetim, bunu meşrulaştırmak için göçmenlerin geçmişlerindeki en ufak kusurları bile gerekçe olarak kullanıyor. Bu yaklaşım, ataerkil toplumumuzun “kusursuz” olmayan tecavüz mağdurlarını yargılama biçimiyle neredeyse birebir aynı.

Göçmenlere ve kadınlara yönelik artan bu şiddet krizinin en sarsıcı yönlerinden biri, bu durumun ne kadar öngörülebilir olduğu. Elbette erkekler, kendilerini devletin yerine koyduklarında, devletin sıklıkla kadınları ve diğer mağdurları korkutmak ve istismar etmek için işlediği şiddetin aynısını uygulayabileceklerine inanıyorlar. Üstelik, daha kırılgan konumdaki mağdurlar söz konusu olduğunda bu inanç daha da güçleniyor. Ancak ICE’ın maskesini düşürmek yeterli değil. Bu kurum kaldırılmalı, devlet ve cezaevi şiddetinin temel nedenleri ele alınmalı.

  1.  Laken Riley Yasası, ABD’de 29 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren bir göçmenlik düzenlemesidir. Yasa; ABD vatandaşı olmayan ve hırsızlık, kolluk kuvvetine saldırı ile ölüm veya ağır yaralanmaya yol açan suçlardan tutuklanan kişilerin kefaletle serbest bırakılmadan gözaltında tutulmasını zorunlu kılar. (Catholic Legal Immigration Network [CLINIC] 2025) ↩︎

Kaynak: How ICE Raids Are Making It Easier for Civilian Men to Assault Immigrant Women


TR