Patriyarka ve Katliam Arasında Suriye’de Kadınların Direnişi: Hamide Rencüs ile Söyleşi



*Alevilere yönelik saldırılara karşı Golan'da protesto, 21 Temmuz 2025. (Fotoğraf: Rudaw)

Suriye’deki Alevi katliamı yalnızca bir mezhep çatışması değil; aynı zamanda patriyarkanın, militarizmin ve devlet şiddetinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir yıkım. Bu yıkımın içinde kadınların konumu, hem baskının hem de direnişin en keskin hattını oluşturuyor. Hamide Rencüs ile bu röportajda, yaşananları kadınların deneyimi ve politik öznesi üzerinden değerlendirdik.

Biz sizi tanıyor ve alandaki çalışmalarınızı ilgiyle takip ediyoruz ama okurlarımız için kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz ?

Ben Hatay Samandağlıyım. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Felsefe okudum. Mezun olduktan sonra yüksek lisansımı aynı okulda tamamladım. 29 yıl Felsefe grubu öğretmenliği yaptım ve emekli oldum. Emekli olana kadar Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nda (Eğitim-Sen) mücadelenin içinde yer aldım. Bir dönem, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nda (KESK), Merkez Yürütme Kurulu’nda görev aldım. 2011’den önce sendika.org’da eğitim emekçilerinin hak mücadelesi ve eğitim hakkı üzerine makalelerim yayımlandı. “Arap Baharı” denilen sürecin başladığı 2011 yılından sonra Ortadoğu üzerine araştırma ve makalelerim yayımlandı. Küresel medyanın emperyalist müdahaleleri meşru kılan manipülatif ve gerçeklerden uzak haberciliğine karşı, sahadaki gerçekleri görünür kılmak ve tarihe bir dipnot düşmek adına araştırmalarımı kitaplaştırdım. Bu alanda dört kitap yazdım. Kitaplarım sırayla şunlardır: “AKP’nin Suriye Savaşı”, “Libya’da Kanlı Bahar”, “Tekmili Birden IŞİD” ve “Cihat Kıskacında Kadınlar”. “AKP’nin Suriye Savaşı” kitabımın kapak resmi ile ilgili hakkımda dava açıldı. “Tekmili Birden IŞİD” kitabıma ise peş peşe davalar açıldı. Toplamda 9 ayrı davadan yargılandım. IŞİD kitabımdan dolayı beni şikayet edenler arasında İHH, AKP’li Cumhurbaşkanı’nın oğlu, damadı, kardeşi ve eniştesi de var.  Çok sayıda tazminat ve adli para cezası verildi. Hepsini ödedim ve Anayasa Mahkemesi’ne taşıdım. Hukuk mücadelesini de emperyalist saldırganlığa karşı mücadeleyi de sonuna kadar devam ettireceğim.

Suriye’de yaşanan Alevi katliamını tarihsel ve politik bağlamda nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Tarihsel bağlamı 700 yıllık İbni Teymiye fetvasına1 dayanıyor. Bu coğrafyada bütün halkların düşmanı Selefi ideolojidir. Özellikle Aleviler için bu ideoloji sadece öldürmeyi ve kadınlara cinsel şiddeti emreder. Alevilere karşı bu tekfirci fetvaların mimarı İbni Teymiye’dir. Bütün Alevilerin tekfir edilerek yok edilmelerini ve kadınların cihat mükafatı olarak alınmalarını fetva eden bu Selefi şeyhin bütün fetvaları; Suriye’ye yönelik cihat savaşına rehber kılındı, yeniden diriltildi. Günümüzün Selefi fetvacılarından Hamalı Adnan Arur, Katarlı Yusuf Karadavi ve S. Arabistanlı Yasin Al Ajni devamlı olarak Alevi karşıtı fetvalarla cihat savaşını körüklediler. Bu fetvalarla birlikte “Suriye Devrimi” diye pazarlanan cihat savaşının ana sloganı, “Aleviler tabuta Hristiyanlar Beyrut’a” şeklinde öne çıktı. Alevilerin canları, malları ve Alevi kadınlar hedef gösterildi. Cihatçıların 2011’den beri tek motivasyonları Alevileri öldürmek olduğu için, Şam’ın bu tekfirciler tarafından ele geçirilmesiyle birlikte 13 yıldır Alevilere karşı biriktirilen kin ve nefret, Alevilere kontrolsüz bir şekilde yöneldi ve soykırıma dönüştü. Peki, neden Alevilere karşı bir cihat savaşı başladı? Suriye’nin yıkılması ve iş birlikçi kukla yönetimlerin egemen kılınması projesinden dolayı Esad’ı devirmek gerekiyordu. Bu, Esad’ın diktatörlüğünden kaynaklı değildi, her şey İsrail’in güvenliği içindi. Direniş ekseninin dağılması hedeflendi. İran’dan direnişe uzanan elin kesilmesi için Suriye’nin yıkımı projelendirildi ve maalesef öyle de oldu. İsrail Suriye’de fiili işgalci güç olarak ilerlemeye ve alan genişletmeye devam ediyor. Kimse İsrail’i durdurmak için kılını kıpırdatmıyor ve Alevi katliamları sadece izleniyor. Dürzi katliamı da öyle… Yıkılmış bir Suriye’nin paylaşımına sıra geldiğinde, en stratejik bölgeler üzerinde güç savaşı olacaktır ve bu bölgeler Alevilerin kanının akıtıldığı sahil bölgesi ile Dürzilerin yaşadığı Süveyda vilayetidir. Süveyda, İsrail’in stratejik hedefi olan Fırat nehrine kadar “Davut Koridoru” için kritik bir yerde duruyor. Sahil ise, Suriye’nin Doğu Akdeniz’e bakan ve doğalgaz payına hakim olan bir bölgedir. Alevilerin kaderini bu coğrafik konumlanış belirliyor diyebiliriz. O yüzden hedef gösterildiler ve toplu bir şekilde katlediliyorlar.

Bu katliamların arka planında hangi güç dengeleri var? Toplumsal yapıya yansıması nasıl oldu? Alevi topluluklar açısından ne tür kırılmalara yol açtı?

Sahilin stratejik önemini bilen bütün güçler katliamları kışkırtıyor. Bu coğrafyada hepsinin gözü var. Türkiye, Türkmenlik üzerinden sahildeki gücünü arttırmak ve hatta kurtarıcı gibi bölgeye girip ilhak etmek istiyor. Öldürülen, yerinden edilen Alevilerin evlerine Uygur Türkleri’nin hızlıca yerleştirildiklerini biliyoruz. Fransa bir yandan katliamları teşvik ederken diğer yandan 2. Dünya Savaşı sırasındaki pozisyonunu Aleviler üzerinden yeniden kazanmak için kendini kurtarıcı olarak göstermek istiyor. Bölgede Rusya, Tartus’taki üssü ile limandaki varlığını devam ettiriyor, pozisyonunu yine Aleviler üzerinden güçlendirmek istiyor. Öte yandan İsrail istihbaratı Aleviler’den İsrail’i kurtarıcı olarak çağırmalarını talep ediyor. Bölgede oluk oluk Alevi kanı akıtılırken küresel ve bölgesel güçlerin istihbaratları, sahilin siyasi şekillenmesi için bölgede adeta cirit atıyor. Küresel kapışmaları da uluslararası toplumun katliamlar karşısındaki sessizliğinin sebebinin bu olduğunu da herkes biliyor. Suriye’nin tek silahsız ve en savunmasız halkı Alevilerdir ve bu halk, uluslarası toplum tarafından yalnız bırakıldığı gibi antiemperyalist sol ve sosyalist güçler tarafından da yapayalnız bırakıldılar. Sadece Alevi örgütleri harekete geçti, o da yeterince değil. Bu süreç, sadece Alevilerin canlarının yandığı yerden harekete geçtiklerini gösterdi. Aynı zamanda Arap Alevileri ile Anadolu Alevilerini yakınlaştırdı. Ama Arap Alevilerinin örgütsüzlüğü bir kez daha ve çok acı bir deneyimle kendini gösterdi. Öz örgütlülüğe olan ihtiyacın açığa çıktığı bir süreçteyiz.

Bölgeden gelen haberler ve raporlardan kadınların ve kız çocuklarının kaçırıldığını hatta sonrasında köle pazarlarında satıldığını biliyoruz. HTŞ Alevi kadınlara ve kız çocuklarına her türlü tacizi ve işkenceyi uyguluyor. Bu konu ile ilgili ne söylemek istersiniz?

Sahilin her yerindeki halk savunmasız ve yoğun saldırı altında. Tekfirci ve gerici şiddetin kıskaca aldığı bölge halkı soykırıma uğrarken kadınlar ve çocuklar için vahşet boyutunda olaylar gerçekleşiyor. Kadınlar ve çocuklar kaçırılıyor. Tecavüz edilip öldürüyorlar. Zorla Sünnilerle evlendiriliyorlar ya da internet ortamında satılıyorlar. 2014 yılında IŞİD’in Şengal’de Ezidi kadınlara yaptıklarının daha fazlasını şu anda HTŞ Alevi kadınlara yapıyor. HTŞ rejiminin kadın düşmanı olduğunu bütün dünya bilmesine rağmen Alevi kadınlara yapılan zulmü herkes seyrediyor. Cezasızlığın ve bu denli müsamahakârlığın verdiği güçle cinsel şiddet giderek artıyor. 12 Eylül 2025’te Şam-Salhab bölgesinde 20 yaşındaki Alevi bir kadın HTŞ’nin Kamu Güvenliği’nden üç kişinin tecavüzüne uğradı. Hastane raporu olmasına ve tecavüzcüler ile onlara yardım edenlerin isimlerinin tek tek bilinmesine rağmen hiç bir işlem yapılmadı. Bu denli canice uygulanan cinsel şiddet karşısında kadınlar ayağa kalkmazlarsa pervasızca, köle gibi satışlar da burnumuzun dibine kadar gelecektir. Örneğin, kaçırılan bir Alevi kadın için aileden iki kez fidye aldılar ve kadını hâlâ ellerinde tutuyorlar. Pervasızlığa bakınız ki, fidye talep edenler, İzmir’de faaliyet yürüten bir para transfer şirketinin adresini veriyorlar. Şirketin adı ve fidyeciler savcılığa bildirildikleri hâlde faaliyetlerine devam ediyorlar. İki kez fidye ödemesi aldılar ve kimse onlara bir şey demiyor. 

HTŞ’nin IŞİD bağlantılı bir çete olduğunu biliyoruz. Kadınlara uyguladığı şiddet ve tacizin ideolojik işlevi nedir? Yani neden savaşlarda özellikle kadınlar en yıkıcı etkiyi yaşıyor?

İşgal amaçlı bütün savaşlarda ilk önce kadınlar hedef alınır. Toprağı ele geçirmenin yolu kadın bedenini “kirletmek”ten geçer. Savaş döneminde patriyarkal ilişkiler ve militarizm kol kola gezer. Özellikle IŞİD ve uzantıları daha çok kadın bedenini hedef alırlar, daha fazla “kirletme” motivasyonuyla savaşırlar. Fetvalarla Alevi kadınların cihatçılara ganimet olarak gösterildiği 2011’den beri, sahil bölgesinde kadınlar tecavüze uğruyordu. Tecavüzler teşvik ediliyordu. S. Arabistanlı Selefi şeyh Yasin al Ajni, Alevi ve Dürzi kadınlara tecavüzleri fetva etti. “Alevi ve Dürzi kadınları alın, istediğiniz gibi kullanın ama onlarla evlenmeyin” fetvası doğrudan tecavüzleri teşvik etti. Suriyeli kadınlar, selefi gericiliğe karşı barikatlarda, cephelerde savaştılar çünkü bu savaş, toprağı ve bedeni koruma savaşıydı onlar için. Arapça’da ARD ve IRD kökleri toprak ve bedeni ifade eder. “Toprak ırzdır, namustur” deyişi buradan geliyor ama aslında toprak ile kadın bedeni kastedilir ve bu gerici zihniyete göre toprağı işgal etmek, bedeni “kirletmek”le başlar. Bütün savaşlarda “ele geçirme”, yani işgalin ilk hedefinde kadınlar vardır ama tekfirci gericiliğin kadınları hedef alması daha vahşicedir. Zira kadın bedenini kirletme eylemi öyle kutsanır ki, en büyük cihat sayılır. Savaşların en çok kadınlara yıkım getirmesinin sebebi bu gerici erkek zihniyetidir.

Bütün bu yıkıma rağmen Alevi kadınların gösterdiği direniş hangi boyutta? Kadınlar hayatta kalmak, katliama direnmek için neler yapıyor?

Maalesef Alevi halkı çok yalnız bırakıldı. Kendilerini savunacak hiçbir şeyleri yok. Kadınlar, erkekler, çocuklar topluca katlediliyor ve toplu mezarlara gömülüyorken uluslararası kamuoyunun bu sessizliği çok kahredici ve umut kırıcı. Kadınlar, dünya kamuoyuna seslerini duyuramadıkları için çok kırgın. IŞİD vahşetine karşı ayağa kalkan örgütler, HTŞ vahşeti karşısında daha sessizler. Çeşitli kesimleri bir araya getiren “Suriye için Kadın İnisiyatifi” nin Samandağ’da bir yürüyüş örgütlemesi, keza Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü, Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye Koordinasyonu ve Yurttaş Birlikteliğinin Antakya buluşması oldukça umut vericiydi; ancak yeterli değil ve maalesef devamı da gelmedi. Kadın örgütleri, IŞİD’e karşı gelişen örgütlü mücadelenin ve tepkiselliğin HTŞ zulmüne karşı yeterli düzeyde olmadığının farkında oldukları için umutsuzlar. Buna rağmen her toplumda olduğu gibi, Suriyeli kadınlar toplumun en direngen yanını temsil etmeye devam ediyorlar. Şam Emevi Meydanı’ndaki “Laiklik Mitingi”nin başını kadınlar çekti. Tartus’ta toplu işten çıkarmalara karşı en önde kadınlar eylem yapıp yolu trafiğe kapattılar. Eski asker aileleri, 35 bin askerin akıbetini sormak için defalarca eylem yaptılar; kucaklarında çocuklarıyla Lazkiyeli kadınlar bu eylemlerin başını çektiler.

Kaçırılma ve tecavüzler karşısında Suriyeli kadınların seslerine güç verilmezse, dünyanın her yanındaki kız kardeşleri onlara destek olmazsa umutlar yiter ve direngenlik erir… Maalesef bu sessizlik, Alevi kadınların “acı çığlık” adını verdikleri bir seslenişe dönüştü ve kendilerini imha edecek bir silah üretilmesi talebine evrildi. “Sahilden Acı Çığlık” adıyla bir video çekip Arapça, Türkçe ve İngilizce olarak yayımlayan kadınların talebi gerçekten çok umutsuzca ve çok acı. Talepleri şu:

“Uzun süredir dünyaya yardım çağrısında bulunuyoruz, Alevi kadınların kaçırılmaları son bulsun diye… Şu ana kadar çağrımıza kimse yanıt vermedi. Bedenimiz ve onurumuz sahip olduğumuz tek şeydir. Bu yüzden büyük silah üreticilerinden bir talepte bulunuyoruz. Bizi kaçırılma, esir alınma ve tecavüzden koruyabilecek, onurumuzu ve bedenimizi koruyabileceğimiz özel bir silah üretmelerini istiyoruz. Kaçırılma tehdidiyle karşılaştığımızda kendimizi patlatacağımız bir patlayıcı kemer üretin, onu belimizde taşıyalım. Bizimle birlikte hiç kimse ölmesin, hatta bir karıncanın dahi incinmesini istemiyoruz, sadece kendimizi öldürmek istiyoruz. Bizi kaçırmaya kalkışanlara bile zarar vermek istemiyoruz, çünkü biz katil değiliz ve inancımız da öldürmeye izin vermez. Ama kendimiz için ölüm, kaçırılmak, satılmak ve  tecavüz edilmekten daha iyidir. Biz bedenimizi esaretten ve tecavüzden korumak istiyoruz…”

Eğer ki kadınlar ayağa kalkarsa, Suriye’deki kız kardeşlerine umut ve direngenlik aşılarlar. Yeter ki ses verilsin, Suriyeli alevi kadınlar, Suriye’nin adına ve tarihine yakışır bir direngenlikle ayağa kalkar. Bunun tarihte örnekleri çoktur, yakın tarihte cihatçıların kıskacına girmediler, cephelerde savaştılar. Çünkü Suriyeli kadınlar Zennubiye’den2 ilham almıştır, Fransızlara karşı bağımsızlık savaşını başlatan 70 Şamlı kadından gücünü almıştır.

Fotoğraf: Alevilere yönelik saldırılara karşı Golan’da protesto, 21 Temmuz 2025, Rudaw.

  1. Bir grup insanı dinden çıkmış ilan etmek ve onlarla savaşmayı meşrulaştırmak anlamına gelir. İlk olarak İbni Teymiye’nin Moğol İstilası’nda ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise tekfirci gruplar (IŞİD) kendi kadın düşmanı ve savaş yanlısı söylemlerini bu fetvalara dayandırır. ↩︎
  2. Bugünkü Suriye’nin Palmira (Tadmor) kentinde hüküm sürmüş güçlü bir kraliçe. ↩︎

TR