Son yıllarda sosyal medya üzerinde manipülatif şekilde gündeme gelip artık hukuki bir sürece evrilen nafaka konusunda doğru bilinen yanlışlar ve kadınların bu durumla ilgili hem toplumsal hem hukuki durumlarını anlatmak için bu yazıyı kaleme aldım. Şimdi sırayla bazı sorular ve cevaplarına bakalım.
Nafaka Nedir?
Nafaka, kadınların “ayrıcalığı” değil; boşanma sonrasında yoksulluğun toplumsallaştırılmasına karşı hukuki bir güvencedir.
Boşanma hukuken iki insan arasındaki evlilik ilişkisinin sona ermesidir. Ancak boşanmanın ekonomik ve toplumsal sonuçlarına baktığımızda, bu sonuçların kadınlar ve erkekler açısından aynı olmadığını görürüz. Nafaka tartışmasının en önemli noktası tam da burada ortaya çıkar: Hukuk önündeki biçimsel eşitlik ile gerçek hayattaki ekonomik eşitlik aynı şey değildir.
Türk hukukunda birden fazla nafaka türü bulunmaktadır. Boşanma davası devam ederken hükmedilebilen tedbir nafakası, çocuk için hükmedilen iştirak nafakası ve boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası bunların başlıcalarıdır.
Burada özellikle yoksulluk nafakasından söz ediyoruz. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında nafaka isteyebilir. Kanuna göre nafaka bir ceza değildir. Ödeyecek kişi boşanmada hiç kusurlu olmasa bile, diğer taraf yoksulluğa düşecekse nafaka ödemekle yükümlü olabilir. Dolayısıyla yoksulluk nafakası bir tazminat değildir. Bir kişinin diğerine yaptığı bir “iyilik” ya da boşanmanın karşılığında ödenen bir bedel de değildir. Esas olarak boşanma sonucunda taraflardan birinin ekonomik açıdan ciddi biçimde yoksullaşması ihtimaline karşı öngörülmüş bir sosyal ve ekonomik dengeleme mekanizmasıdır.
Üstelik kanun nafakayı kadınlara özgü bir hak olarak düzenlememiştir. Kadın da erkek de kanundaki şartları taşıyorsa yoksulluk nafakası talep edebilir. Dolayısıyla hukuki düzenleme cinsiyet bakımından nötrdür. Ancak bu hukuki nötrlük, uygulandığı toplumdaki ekonomik ve toplumsal koşulların da nötr olduğu anlamına gelmez.
Nafakanın Tarihine Baktığımızda Ne Görüyoruz?
Nafaka tartışmasına yalnızca bugünden baktığımızda, karşımıza boşanmış kadın ile erkek arasındaki bir para meselesi çıkıyor gibi görünebilir. Oysa nafakanın tarihine biraz daha yakından baktığımızda, bu kurumun kadınların aile içindeki ve toplumdaki ekonomik konumuyla yakından bağlantılı olduğunu görüyoruz.
Osmanlı döneminde aile ilişkileri büyük ölçüde İslam hukuku çerçevesinde düzenleniyordu. Evlilik devam ettiği sürece eşin ve çocukların geçimini sağlama yükümlülüğü erkeğe aitti. Boşanma sonrasında da kadın ve çocukların geçimine ilişkin farklı nafaka türleri bulunuyordu.
Cumhuriyet döneminde ise Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesiyle birlikte önemli bir dönüşüm yaşandı. 1926 yılında aile ve nafaka ilişkileri dini hukuk alanından çıkarılarak laik, medeni hukuk sistemi içerisinde düzenlendi. Nafaka, kanundan doğan ve mahkeme aracılığıyla talep edilebilen bir hukuki hak haline geldi
2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ise bugün bildiğimiz yoksulluk nafakası sisteminin temelini oluşturdu. Bu sistemde nafaka hukuken kadına tanınmış bir ayrıcalık değildir. Şartları taşıyan kadın da erkek de nafaka talep edebilir.
Nafaka Gerçekten “Süresiz” midir?
Nafaka tartışmasında ilk netleştirilmesi gereken konu, “süresiz nafaka” ifadesinin yanlış anlaşılmasıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi nafakanın kaldırılması ve değiştirilmesi bakımından önemli düzenlemeler içerir. Örneğin; nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evliymiş gibi fiilen yaşaması veya yoksulluğunun ortadan kalkması gibi durumlarda nafakanın kaldırılması mümkün olabilir. Tarafların ekonomik koşulları değiştiğinde nafakanın artırılması veya azaltılması da gündeme gelebilir. Dolayısıyla “süresiz nafaka”, ömür boyu ve koşullar ne olursa olsun ödenmesi zorunlu, hiçbir şekilde değiştirilemeyen bir para anlamına gelmez. “Süresiz” ifadesi, başlangıçta kanuni bir son tarih belirlenmemiş olması anlamına gelir.
2026 yılında ise bu konudaki Anayasa Mahkemesi süreci yeniden gündemin merkezine oturdu. AYM’nin resmî kayıtlarında Antalya 12. Aile Mahkemesinin TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresinin iptali istemiyle yaptığı başvurunun 10 Temmuz 2025 tarihinde esasının incelenmesine karar verildiği görülmektedir. Dosya 4 Haziran 2026 tarihli Genel Kurul gündeminde de yer almıştır.
Bu gelişmenin ardından kamuoyuna yansıyan tartışmalarda, söz konusu ibarenin iptal edildiği ve yürürlüğün dokuz ay ertelendiği yönünde haberler yayıldı. Ancak hukuki durumun değerlendirilmesinde kararın Resmî Gazete’de yayımlanması ve gerekçeli kararın kapsamı önem taşımaktadır. Bu nedenle nafakanın artık kalktığı veya mevcut nafakaların kendiliğinden sona erdiği şeklindeki bir yorum doğru bir hukuki çerçeve değildir.
Dolayısıyla bugün itibarıyla tartışılması gereken yalnızca “Süresiz nafaka olacak mı?” sorusu değildir. Asıl mesele, yeni bir sistem kurulacaksa bu sistemin kadınların boşanma sonrasındaki gerçek ekonomik koşullarını nasıl dikkate alacağıdır.
Peki Nafaka Tartışması Neden Sürekli Gündeme Geliyor?
Nafaka tartışması aslında tek başına nafaka tartışması değildir. Asıl soru şudur: Bir kadın boşandığında ekonomik olarak ne kadar bağımsız yaşayabilir?
Türkiye’de 2025 yılı verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36,2 iken erkeklerin iş gücüne katılım oranı yüzde 71,3’tür1. Ancak mesele yalnızca kadınların işe girip girmemesi değildir. Asıl önemli meselelerden biri, kadınların ücretsiz emeğidir. TÜİK’in 2025 Zaman Kullanım Araştırması2, 15 yaş ve üzerindeki kadınların hane halkı ve aile bakımına günde ortalama 4 saat 3 dakika ayırdığını, erkeklerin ise bu faaliyetlere 58 dakika ayırdığını ortaya koymaktadır. Çalışan kadınlar, hane halkı ve aile bakımına günde ortalama 2 saat 38 dakika ayırırken çalışan erkeklerde bu süre 47 dakikadır.
Ücret eşitsizliği de bu tablonun başka bir boyutudur. TÜİK’in 2023 Kazanç Yapısı İstatistikleri3, kadın-erkek arasındaki ücret veya kazanç farkının bütün eğitim düzeylerinde erkekler lehine olduğunu ortaya koymaktadır. Yükseköğretim mezunlarında ücret farkı yüzde 17,4 iken kazanç farkı ise yüzde 17,9 olarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla kadınların ev içindeki emeği büyük ölçüde ücretsizken piyasadaki emeği de erkeklerle eşit biçimde ücretlendirilmiyorsa, boşanma sonrasında ekonomik riskin kadın üzerinde yoğunlaşması şaşırtıcı değildir.
Görünmeyen Emek Neden Nafaka Tartışmasının Merkezinde Olmalı
Ev içinde üretilen emek de emektir. Ancak kapitalist üretim ilişkileri içerisinde bu emek çoğunlukla ücretlendirilmez ve sıklıkla “kadının görevi” olarak görülür.
Bir kadın çalışmıyor olabilir. Fakat bu onun üretmediği anlamına gelmez. Çocuğun bakımını üstlenmek, evin temizliğini yapmak, yemek yapmak, yaşlı veya hasta aile bireyine bakmak, eşinin işe devam edebilmesini sağlamak, evin bütün görünmeyen organizasyonunu yürütmek… Bunların tamamı ekonomik hayatın devamlılığı açısından değerlidir fakat bu emeğin önemli bir bölümü ücretlendirilmez. Böylece kadın evlilik boyunca ücretli emek piyasasından uzaklaşırken, erkek ücretli emek piyasasında kariyer ve gelir biriktirebilir. Boşanma gerçekleştiğinde ise iki tarafın karşısına aynı hayat çıkmaz.
Bir kadın yıllarca çocuk bakmış, yaşlı bakımını üstlenmiş, ev işlerini yapmış, eşinin kariyerinin ilerlemesine olanak sağlamış ve kendi mesleki kariyerinden vazgeçmişse, boşandığı gün ona “Artık ekonomik olarak tamamen bağımsızsın, hayatına devam et.” demek ne kadar gerçekçidir?
Hukuken eşit olmak ile ekonomik olarak eşit olmak arasında tam da burada önemli bir fark bulunmaktadır.
“Kadınlar Nafaka Alarak Çalışmak İstemiyor” İddiası Ne Söylüyor?
Nafaka tartışmasında en sık tekrarlanan iddialardan biri de kadınların nafaka aldıkları için çalışmak istemedikleridir.
Burada çok basit bir soru sormak gerekiyor: Türkiye’de kadınların çalışmamasının temel nedeni nafaka mıdır?
Veriler, kadınların iş gücüne katılımının erkeklerden çok daha düşük olduğunu gösteriyor. Bunun yanında kadınların bakım yükü de erkeklerden çok daha yüksek. Dolayısıyla meseleyi “Kadın nafaka aldığı için çalışmıyor.” şeklinde açıklamak yerine, “Kadınların ekonomik bağımsızlığını zorlaştıran toplumsal ve ekonomik koşullar nelerdir?” diye sormak gerekir. Çünkü gerçekten kadınların ekonomik bağımsızlığını istiyorsak çözüm yalnızca nafakanın azaltılması veya kaldırılması olamaz. Kamusal çocuk bakımı, kreş, güvenceli çalışma, eşit ücret, kayıtlı istihdam, bakım hizmetlerinin kamusallaştırılması ve kadınların çalışma hayatına katılımını kolaylaştıran politikalar da bu tartışmanın parçası olmak zorundadır.
Nafaka Neden Kadınların Ekonomik Güvencesiyle Bağlantılıdır?
Çünkü boşanma kadın için yalnızca medeni hâl değişikliği değildir. Aynı zamanda ekonomik bir kırılma olabilir. Özellikle uzun süre çalışmamış, düşük ücretli çalışmış, çocukların bakımını üstlenmiş, sosyal güvencesi sınırlı, kendi adına mal varlığı bulunmayan, ileri yaşta veya mesleki kariyerinden evlilik nedeniyle uzaklaşmış bir kadın açısından boşanma sonrasında hayatın maliyeti çok daha ağır olabilir. Bu nedenle nafakayı yalnızca “eski kocanın eski karısına verdiği para” olarak görmek eksik bir çerçevedir. Asıl mesele, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik eşitsizliğin nasıl paylaşılacağıdır.
İktidarın Aile Politikası Nafaka Tartışmasının Neresinde?
Nafaka tartışması, son yıllarda Türkiye’de aile politikaları üzerinden yürütülen daha geniş siyasal tartışmadan bağımsız değildir.
2026-2035 dönemi “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak ilan edilmiş; bu döneme ilişkin vizyon belgesinde aile kurumunun ve nesillerin korunması, evliliğin teşvik edilmesi ve doğurganlığın artırılması gibi stratejik öncelikler belirlenmiştir. Bu nedenle nafaka tartışmasını yalnızca teknik bir aile hukuku tartışması olarak görmek yeterli değildir. Aile politikalarının kadınların ekonomik bağımsızlığı, boşanma hakkı, bakım emeği ve sosyal devlet politikalarıyla ilişkisini de tartışmak gerekir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, süresiz nafakanın “kabul edilebilir” olmadığını ve konunun ele alınması gerektiğini ifade etmiştir. Bu açıklamalar, nafaka tartışmasının hükümetin aile politikası çerçevesindeki yerini göstermesi bakımından önemlidir.
Burada asıl tartışılması gereken, “aileyi korumak” adına kadınların boşanma sonrasındaki ekonomik güvencesinin nasıl ele alınacağıdır.
Gerçek Nafaka Dosyaları Bize Ne Anlatıyor?
Kamuoyundaki nafaka tartışmasının en önemli sorunlarından biri, gerçek dosyalarla kamuoyuna yansıyan istisnai örnekler arasındaki farktır.
Kadın Dayanışma Vakfı tarafından 2024 yılında hazırlanan Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu4, 16 ilde görülen 155 dava dosyasını inceleyerek nafaka uygulamasına ilişkin önemli veriler ortaya koymaktadır.
İncelenen dosyalardaki kadınların yüzde 47’sinin hiç gelirinin olmadığı, yüzde 5’inin düzenli gelirinin bulunmadığı, yüzde 2’sinin asgari ücretin altında bir ücrete çalıştığı, yüzde 11’inin asgari ücretle çalıştığı ve yüzde 35’inin asgari ücretin üzerinde gelir elde ettiği görülmüştür.
Erkeklerde ise gelir dağılımı şu şekilde: yüzde 7’sinin geliri yoktur, yüzde 8’inin düzenli geliri bulunmamaktadır, yüzde 16’sı asgari ücretle çalışmakta ve yüzde 64’ü asgari ücretin üzerinde gelir elde etmektedir.
Araştırmanın bir başka önemli sonucu, her boşanma davasında yoksulluk nafakası talep edilmediğini göstermesidir. Kadınlar boşanma davalarının yüzde 38’inde tedbir nafakası, yüzde 33’ünde ise yoksulluk nafakası talebinde bulunmamıştır. Mahkemelerin en fazla kabul ettiği nafaka türünün ise çocuklar için bağlanan nafakalar olduğu görülmüştür.
Bağlanan Nafakaların Miktarı Gerçekten Yüksek mi?
İncelenen dosyalarda mahkemelerin hükmettiği yoksulluk nafakalarının büyük bölümünün oldukça düşük miktarlarda olduğu görülmektedir. Araştırmada yoksulluk nafakalarının yüzde 36’sı aylık 500 TL ve altında, yüzde 69’u ise aylık 1.000 TL ve altında kalmıştır. Yalnızca yüzde 6’sı 2.500 TL’nin üzerinde gerçekleşmiştir. İncelenen düzenli ödeme biçimindeki yoksulluk nafakası kararlarından yalnızca ikisinde 2.500 TL’nin üzerinde bir tutara hükmedilmiştir. Ortalama yoksulluk nafakası 1.179 TL olarak hesaplanmıştır. Raporun kendi hesaplamasında bu miktarın, rapor dönemindeki asgari ücretin yaklaşık yüzde 6,9’una denk geldiği belirtilmiştir.
Bu meblağlar medyada zaman zaman görülen milyonlarca liralık nafaka örneklerinin Türkiye’deki kadınların genel nafaka deneyimini temsil etmediğini göstermektedir. Üstelik mesele yalnızca nafakanın miktarı da değildir. Karar verilmiş bir nafakanın gerçekten ödenip ödenmediği de ayrı bir sorundur.
Nafakaların Ne Kadarı Gerçekten Ödeniyor?
Kadın Dayanışma Vakfı’nın araştırmasında incelenen dosyalarda mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yüzde 44’ünün hiç ödenmediği tespit edilmiştir.
Raporda ödenememesinin nedenleri arasında kadınların şiddet uygulayan eski eşlerinden çekinmesi, nafaka yükümlülerinin kayıt dışı çalışması, düzenli gelirlerinin bulunmaması ve bazı erkeklerin nafaka ödemeyi reddetmesi veya boşanmayı kabul etmemesi nedeniyle ödemeden kaçınması sayılmaktadır.
Ödenmeyen nafakalar için dosyaların yüzde 38’inde icra yoluna başvurulmuştur. İcra takibi yapılan dosyalarda yüzde 70 oranında nafaka tamamen tahsil edilmiş, yüzde 10 oranında kısmi tahsilat sağlanmış, yüzde 20 oranında ise hiçbir tahsilat yapılamamıştır.
Nafaka borcunun ödenmemesi nedeniyle İcra Ceza Mahkemesine başvurulan dosyaların oranı yüzde 27 olurken araştırmada toplam nafaka yükümlülerinin yaklaşık yüzde 10’unun nafaka borcunu ödememesi nedeniyle cezai yaptırımla karşılaştığı belirtilmektedir.
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Kâğıt üzerinde bir hakkın bulunması, o hakkın fiilen kullanılabildiği anlamına gelmiyor.
Enflasyon Nafaka Miktarlarını Nasıl Etkiliyor?
Araştırmanın dikkat çektiği başka bir sorun da nafaka miktarlarının ekonomik koşullardaki değişime ayak uyduramamasıdır. Enflasyon oranına paralel şekilde artan nafaka taleplerine mahkemelerin aynı ölçüde cevap vermediği ve nafaka miktarlarında anlamlı bir artış olmadığı görülmektedir.
İncelenen dosyaların yüzde 48,72’sinde mahkemeler 501-1.500 TL arasında yoksulluk nafakasına hükmetmiş, bu aralıktaki yoksulluk nafakalarının ortalaması ise 997,37 TL olmuştur.
Örneğin, 2018 yılında net asgari ücret 1.603,12 TL iken bir dosyada talep edilen yoksulluk nafakası 500 TL’dir. Kararın verildiği Şubat 2023 tarihinde net asgari ücret 8.506 TL’ye çıkmış olmasına rağmen hükmedilen yoksulluk nafakası 300 TL’de kalmıştır. Böylece davanın açıldığı tarihte asgari ücretin yaklaşık dörtte biri seviyesinde olan talep, karar tarihinde asgari ücretin yaklaşık onda biri seviyesinde bir nafakaya dönüşmüştür.
Nafaka Belirlenirken Gerçek Gelir Nasıl Tespit Ediliyor?
Nafaka tartışmasında bir başka önemli sorun, nafaka yükümlüsünün gerçek ekonomik gücünün belirlenmesidir.
Araştırmada görüşülen kişiler, özellikle özel sektörde veya serbest çalışan nafaka yükümlülerinin gelirlerinin kayıtlara olduğundan daha düşük yansıtılabildiğini ifade etmiştir. Bir başka ifadeyle, gerçek gelir daha yüksek olmasına rağmen kişi resmî kayıtlarda asgari ücretli veya emekli olarak görünmekte ve nafaka buna göre belirlenebilmektedir. Bu durum, nafaka alacaklısı açısından ciddi bir ispat sorununa dönüşmektedir.
Bir tarafta yıllarca ücretsiz bakım emeği vermiş, kendi kariyerinden vazgeçmiş ve boşanma sonrasında ekonomik olarak kırılgan hale gelmiş bir kadın vardır. Diğer tarafta ise gerçek ekonomik gücünü tespit etmeye çalışmak zorunda olduğu bir nafaka yükümlüsü bulunmaktadır.
Patriyarka ile Kapitalizm Burada Nasıl Kesişiyor?
Nafaka tartışmasında bu gerçeği de konuşmak gerekiyor.
Bazı boşanma davalarında erkeklerin gerçek gelirlerini gizlemek için işverenleriyle anlaşarak maaşlarını düşük göstermesi, ücretlerinin bir kısmını elden alması veya kayıt dışı çalışması gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor. Bunu yalnızca bireysel bir “hile” olarak görmek, meselenin politik boyutunu kaçırmak anlamına gelir. Çünkü burada patriyarka ile kapitalizm aynı noktada buluşuyor.
Kadın yıllarca evde çocuk bakıyor, yemek yapıyor, temizlik yapıyor ve bakım emeği veriyor. Ailenin yeniden üretimini sağlıyor; ancak bu emek ücretlendirilmediği için ekonomik olarak görünmez hale geliyor. Erkek ise ücretli emek üzerinden gelir elde ediyor ve boşanma sırasında bu gelirin bir kısmını görünmezleştirebiliyor.
Sonuçta kadın hem yıllarca ücretsiz emeğinin karşılığını alamamış oluyor hem de boşanma sonrasında kendisine ödenmesi gereken nafakanın belirlenebilmesi için erkeğin gerçek ekonomik gücünü ispat etmeye çalışıyor.
Medyada Görülen Milyonluk Nafakalar Neyi Gösteriyor?
Nafaka konusunda medyanın yarattığı ciddi bir algı problemi bulunmaktadır.
Magazin haberlerinde milyonlarca liralık nafaka ödemelerini, çok yüksek meblağları görüyoruz. Buradan hareketle Türkiye’de kadınlara bağlanan nafakaların genel olarak bu seviyelerde olduğu izlenimi oluşabiliyor. Oysa medyaya yansıyan bu rakamlar çoğunlukla yüksek gelirli kişilerin boşanmalarına ilişkin istisnai örneklerdir. Üstelik bu ödemelerin önemli bir bölümü, tarafların kendi iradeleriyle belirledikleri anlaşmalı boşanma protokollerinden kaynaklanabilmekte ve çoğu zaman söz konusu ödeme yoksulluk nafakası değil, müşterek çocuklar için ödenen iştirak nafakası olabilmektedir. Dolayısıyla bu örnekleri Türkiye’de kadınların aldığı ortalama nafaka gibi sunmak gerçeği çarpıtır.
Gerçek hayatta birçok kadın için mesele, bağlanan nafakanın son derece düşük olması ve daha da önemlisi, karar bağlanmış bir nafakanın fiilen tahsil edilebilmesinin ayrı bir mücadeleye dönüşmesidir.
Türkiye’de nafaka miktarlarına ilişkin resmî ve güncel bir “ortalama nafaka” istatistiğinin bulunmadığı da ayrıca belirtilmelidir. Bu nedenle kamuoyundaki milyonluk örneklerden hareketle genel bir nafaka profili çıkarmak mümkün değildir.
“Kadının sevgilisi var ama hâlâ eski kocasından nafaka alıyor.” Anlatısı Ne Anlama Geliyor?
Medyada nafaka konusunda sürekli karşımıza çıkan başka bir anlatı daha var: “Kadının sevgilisi var ama eski kocasından nafaka alıyor.” “Boşandı ama eski kocasının parasını yemeye devam ediyor.”
Bu anlatılarda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Kadının hukuki hakkı tartışılmak yerine, kadının özel hayatı bir ahlaki yargılama aracına dönüştürülüyor. Oysa hukuk açısından mesele çok daha somuttur. Bir kadının hayatında başka birinin bulunması tek başına yoksulluk nafakası hakkını ortadan kaldıran bir durum değildir. Türk Medeni Kanunu’nda nafakanın sona ermesi bakımından belirli hukuki şartlar bulunmaktadır. Örneğin, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya evliymiş gibi fiilen birlikte yaşaması kanunda açıkça düzenlenmiştir.
Bu şartların gerçekleştiği iddiası varsa nafaka yükümlüsü eski eş, nafakanın kaldırılması için mahkemeye başvurabilir.
Dolayısıyla bir kadının özel hayatı ile hukuki hakkı birbirine karıştırılmamalıdır.
Peki Biz Ne Yapacağız?
Asıl tartışmamız gereken sorular burada başlıyor:
- Kadınların boşanma sonrasında yoksullaşmasını nasıl önleyeceğiz?
- Kadınların evlilik boyunca üstlendiği ücretsiz bakım emeğini nasıl görünür hale getireceğiz?
- Kadınların ekonomik bağımsızlığını nasıl sağlayacağız?
- Çocuk bakımını yalnızca kadınların sorumluluğu olmaktan nasıl çıkaracağız?
- Nafaka sistemini somut olayın gerçekliğine uygun, etkili ve uygulanabilir hale nasıl getireceğiz?
- Sosyal devletin sorumluluğunu nereye koyacağız?
- Kadının boşanabilme hakkının ekonomik olarak da gerçek bir hak olmasını nasıl sağlayacağız?
Nafaka tartışmasının merkezinde yıllarca verilmiş bir emek, görünmeyen bakım emeği, kadınların iş gücünden uzaklaştırılması, ücret eşitsizliği, çocuk bakımının özel alana bırakılması ve boşanmanın ekonomik sonuçları bulunmaktadır. Bu nedenle nafakayı konuşmak, aslında kadınların nasıl yaşayacağını konuşmaktır. Boşanma hakkının yalnızca kâğıt üzerinde mi, yoksa gerçek hayatta mı var olduğunu konuşmaktır. Bir kadının hayatını yeniden kurabilmesi için gereken ekonomik güvenceyi kim sağlayacak?
Eski eşi mi? Devlet mi? Toplum mu?
Yoksa kadın yine kendi görünmeyen emeğiyle bunun bedelini mi ödeyecek? Nafaka tartışmasının asıl politik sorusu budur.
Kaynakça
Türkiye Cumhuriyeti, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, özellikle m. 169, 175, 176 ve 182.
Anayasa Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 Genel Kurul Gündemi ve Sonuçları, E.2025/156 sayılı başvuru.
Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 Genel Kurul Gündemi ve Sonuçları, E.2025/156 sayılı başvuru. TÜİK, Yıllık ve Bölgesel İşgücü İstatistikleri – 2025.
TÜİK, Kazanç Yapısı İstatistikleri – 2023. TÜİK, İstatistiklerle Kadın 2025.
TÜİK, Zaman Kullanım Araştırması 2025.
Kadın Dayanışma Vakfı, Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu, Eylül 2024.
T.C. Cumhurbaşkanlığı, 2026/4 sayılı Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) Genelgesi, Resmî Gazete, 2 Mayıs 2026.
T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Aile ve Nüfus On Yılı 2026-2035 Vizyon Belgesi.
Adalet Bakanlığı ve kamuya açık 2026 yılı açıklamaları: nafaka düzenlemesine ilişkin güncel değerlendirmeler.
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). “İşgücü İstatistikleri, Aralık 2025.” Haber Bülteni, Sayı 57982, 29 Ocak 2026. ↩︎
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). “Haber Bülteni, Sayı 62065.” TÜİK Veri Portalı. ↩︎
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). “Kazanç Yapısı İstatistikleri, 2023.” Haber Bülteni, Sayı 53700, 25 Aralık 2024. ↩︎
- Kadın Dayanışma Vakfı. Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu (2024). Ankara: Kadın Dayanışma Vakfı, 2024. ↩︎






