‘Aile Yılı’ Merceğinde Sosyalist Feminizmin Güncelliği



‘Aile Yılı’ Merceğinde Sosyalist Feminizmin Güncelliği - FOTO2
Ön not:

Sosyalist feminizm, patriyarka ile kapitalizmin -çelişkili ortaklığının “teorik” olarak birbirini dışlayan yapılar olmalarına ve o “teorik” yapısallık şu ya da bu güçte kendisini sürece yayılarak gerçekleştirse de tam zıddında üstelik hakim olan başka bir gerçeklik olarak- birbirini besleyen ve tahkim eden yapılar olduğunu saptar.

Bu çelişkili ilişkiyi “ikili tahakküm sistemi” olarak tanımlar ve kadınların ezilmişliğinin kavranmasını ve kurtuluşunun yollarını bu somut gerçeklik zemininde görür.

İkili tahakküm sistemi derken kastımızın anlaşılması için biraz açalım.

Metaların üretimi için gerekli olan koşulların sürekli olarak yeniden üretilmeleri gerekir. Emek gücü, bir soyut kategori gibi algılansa da aslında öyle değildir. Emek, kanlı canlı insanlar tarafından gerçekleştirilen bir performanstır ve o insanların çalışma mekânı dışında da zorunlu bir yaşantıları vardır. Emek gücü, artı değerin tek kaynağı olması sebebiyle sermayenin yegâne koşuludur. Sermaye ancak artı değere ulaştıkça kendini sürdürebilir. Çalışma mekânında emek gücünü satmak zorunda olan “özgür” işçiler olması ve bu işçilerin emek güçlerini satışlarını süreklileştirmek için beslenme, temizlik, bakım gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu da bizleri patriyarkanın esas egemenlik alanına, yani ev içine götürür.

İşte tam da bu noktada konumuz açısından hayati olan şu vurguyu yapmamız gerekiyor: Metaların üretimi ile yaşamın yeniden üretimi aslında birbirlerinden kopuk olgular değil, tersine bir ve aynı olan bir sürecin bütünleşik parçalarıdırlar.

***

21. yüzyılın güncelliğinde, dünya ölçeğinde feminizmler boy verir ve toplumsallaşırken feminizmin geniş skalasında ve hatta ‘sosyalist feminizm’ özelinde kavramsal ve de pratik olarak ya ataerkiye ya da sermayeye ilişkin vurgular eskisine nazaran silikleşiyor. 

Patriyarkal kapitalizm; hiç olmadığı kadar yerleşikleşir ve hegemonyasını çıplak bir şekilde ilan ederken, ya ataerki ya kapitalizm ikileminde birinden birinin görmezden gelindiği, sürekli işler hâlde olan dolayımsal ağırlıklarının azımsandığı bir tahlil yapılabiliyor ve çoğunlukla da toplumsal cinsiyet temelli kavram kategorileri etrafında yapılmış analizlerin inşa edildiği bir ideolojik düzlem oluşuyor.

Kapitalizm ve ataerki ilişkiselliği bağlamından koparılıp, toplumsal cinsiyet indirgemeci bir rejim tahlili ve tez önceleniyor. Kapitalizme ilişkin analizler silikleştikçe de anti-kapitalist eylem pratikleri zayıflıyor.

Oysa nesnel olarak dünya ölçeğinde rejimleri belirleyen kapitalizmin işleyiş yasaları ve rejimlerin yönelimlerine içkin ardıl eylem planları, tam aksini işaret ediyor. Türkiye ölçeğinde Saray oligarşisi tarafından 2025 ve sonrasındaki on yılın “Aile ve Nüfus 10 Yılı” olarak ilan edilişi bunun matematiksel ve ilişkisel sağlamasını yapan bir örnek olarak incelenebilir.

***

Ülkemizde faşist rejimin inşası, kapitalizmin ihtiyaçları temelinde ve patriyarkal pazarlık usulüyle işliyor. AKP iktidarı, 2002-2003 yıllarından itibaren yürüdüğü güzergâhta yıllar boyunca bu zeminin üzerinde sörf yaparak rejimin omurgasını gövdelendirdi. Faşizmin evrensel dili ve uygulamalarına içkin ve elbette Türkiye orijinalitesinin özgünlüğünde bir nitel öz vücut buldu bu gövdede.

2015 yılında “Ailenin ve Nüfusun Dinamik Yapısını Koruma Programı” ile ortaya konulan strateji, “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı (2024-2028)” ve nihayetinde “2025 Aile Yılı” ilanı ile yeni bir seviyeye taşınmış oldu.

Söz konusu ilan, yüzeyde ‘toplumsal dayanışma’, ‘değerler eğitimi’ ve ‘kuşaklar arası iletişimi güçlendirme’ gibi gerekçelerle sunulsa da, altında yatan temel motivasyon patriyarkal kapitalizmin rejimin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden üretimine yöneliktir.

Zira, aile kurumu yalnızca “özel alan”ın değil, aynı zamanda kapitalist üretim ilişkilerinin temel hücresidir. Kadınların ücretsiz ev içi emeği, sermaye birikiminin görünmez ama zorunlu koşuludur.

Çünkü aile; kapitalist üretim ilişkilerinde yalnızca biyolojik yeniden üretimin değil, aynı zamanda ideolojik ve sınıfsal yeniden üretimin de başat alanıdır. 

Vurgulayalım: Aile kurumu salt ideolojik form değil, aynı zamanda kadın emeğinin ve toplumsal yeniden üretimin örgütlendiği maddi yapıdır. 

Kadın emeğinin görünmezleştirildiği, toplumsal cinsiyet rollerinin katı bir biçimde şekillendirildiği bu yapı; sermayenin fethettiği devlet formuyla bütünleşmiş en küçük toplumsal-siyasal devlet erki motifi olarak yeniden üretiliyor. Bu özgün yeniden üretim, patriyarkal kapitalizmin sürekliliğini güvence altına alacak temel yapı taşlarından biri olarak işlev görüyor.

Bu bağlamda, aile kurumu; kadınların ücretli-ücretsiz emeğini kıskaca alarak, kapitalist üretim biçiminin gereksindiği emek gücünün yeniden üretildiği, kadınların da araçsallaştırılarak – bu sürecin taşıyıcı öznesi olarak konumlandırıldığı bir yapı mahiyeti taşır.

‘Aile Yılı’ Merceğinde Sosyalist Feminizmin Güncelliği - FOTO cropped

Bugün saray şürekası tarafından “Aile Yılı” adı altında yürütülen kampanyalar, tam da bu yapıyı tahkim etmeyi hedefliyor. “Aile Yılı” çitlemesiyle; bir yandan kadınları kazanılmış haklarından arındırıp, kamusal alandan dışlayarak yeniden ev içi emeğe yönlendirmeyi bir yandan da sermayenin gereksindiği ucuz emek ihtiyacını kadınlar üzerinden karşılamayı planlıyor.

Açıktır ki AKP/Erdoğan öncülüğünde siyasi iktidarın “aile” vurgusunu güçlendirmesi ve aile merkezli politikaları ana gündemine alması yalnızca cinsiyetçi, muhafazakâr bir yönelim değil; aynı zamanda sınıfsal bir yönelim muhtevası taşımaktadır.

Tam da böyle olduğu içindir ki rejim dönüşümlerini ifade eden her kritik tarihsel dönemeçte olduğu gibi, şimdi de iktidarın ideolojik ve zor aygıtları faşist rejimin inşasında “aile” temsili etrafında seferber edilmiş durumda. 

***

“Aile yılı” seferberliği hayata geçirilirken, ilkin doğurganlık oranındaki düşüş, bir varoluşsal tehdit ve beka sorunu olarak ele alınarak kadınların doğurganlığı üzerinden tanımlanan aile politikaları öne çıkarıldı, hatta Cumhurbaşkanlığına bağlı merkezî nüfus kurulları oluşturuldu. Paralel olarak ailenin korunması temelinde boşanma oranlarındaki artışı ve evlilik oranlarındaki düşüşü engellemeyi hedefleyen yasal çerçeveler meclis aracılığıyla pratikleştirilmeye başlandı. Evlilik ve doğum teşvik paketlerinin Diyanet İşleri Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı eliyle yürütülen “aile eğitimleriyle” birlikte uygulamaya geçirildiği bu düzenlemelerin hemen peşi sıra, medeni kanunun tartışmaya açılması, miras hakkında eşitliğin ortadan kaldırılması ve kadınların kazanılmış haklarının -nafaka hakkından, boşanma hakkına, sağlık hakkından, eğitim hakkına- tırpanlanacağı aile eksenli çoklu bir planlama devreye sokuldu. 

Bu yasal zemin; yasak, baskı ve sansür dayatmalarıyla ve bir kültürel hegemonya operasyonuyla birlikte seyretti. Akabinde, Diyanet hutbelerinin de bu minvalde toplumun üzerine boca edildiğini gördük.

Rejimin bekasını merkeze alan ideolojik müdahaleler sistematik olarak sürerken, kadını aile içinde tutacak uzun vadeli bir planlamayla, aile içinden çıkış seçenekleri de baştan tasfiye planlamasına “aile yılı eylem planı” çerçevesinde eklenerek hayata geçiriliyor. Boşanma komisyonları bunun bir aracı olurken, ekonomik şiddetin bizzat devlet eliyle kurumsallaştırmasının çoklu araçları sermayeye uyumlandırılmış vizyon belgeleri ile biçimlendiriliyor.

Bütün bunların arkasında sırıtan kadın düşmanı bir erkek bilinci ne kadar çıplak değil mi?

***

Geniş tanımlı kadın işsizliğinin yüzde 40 seviyelerine ulaştığı, 12 milyona yakın kadının bakım yükü nedeniyle çalışamadığı, 10 milyona yakın kadının çocuğuna bakacak kimse olmadığı için istihdama katılamadığı, milyonlarca kadının sosyal güvencesinin olmadığı güncel Türkiye koşullarında kadınların istihdama katılım oranlarının düşürülmesi, sosyal yardım politikalarının sadaka kültürüyle yeniden üretilerek “erkek aile reisliği” temelinde kurgulanması ve bakım emeğinin özelleştirilmesi gibi gelişmeler, güdülen sınıfsal yönelimin yansımaları olarak vuku buldu.

Eş zamanlı olarak, ücretli ve ücretsiz kadın emeğinin aile ve iş uyumu temelinde “12. Kalkınma Planı” ve “Orta Vadeli Program (OVP)” üzerinden “aile ve iş gücü uyumu” adı altında kadın emeğinin ucuz işgücü olarak kullanılması için güvencesiz, esnek ve uzaktan çalışma modelleri “yeni nesil çalışma projesi” olarak somutlaştırıldı.

80’lerin neoliberal Türkiye hülyası, Şimşek’in OVP’siyle yeni emek rejiminin kalıcı kolonları olarak pratikleştirilip yaygınlaştırılıyor.

Patriyarkal kapitalizm güncel olarak, inşa edilen faşist rejimin çıkarları doğrultusunda, Erdoğan/Saray orijinalitasine içkin özel bir İslamiyet sosuna bulandırılan bir muhafazakârlık ekseninde “kutsal aile” parantezine alınıyor. Eş-anne modelini ihtiyaç duyduğu itaatkâr tebaa toplumu ekseninde dizayn ederken, bir yandan da Türkiye sermayesinin acil ihtiyaç duyduğu ucuz ve genç dinamik iş gücünü kadının toplumsal konumu üzerinden şekillendirme çabasında.

Bu çabanın bir ürünü olarak OVP, sermaye birikimini önceleyen bir ekonomi tahayyülünü ortaya koyarken, bu modelin görünmeyen ama asli taşıyıcı unsurlarından biri olarak kadın emeğini “Aile ve İş gücü Uyumu” ekseninde yapılandırıyor. Bu sayede kadınların istihdamda, bakım emeğinde, kamusal alanda ve güvencesiz işlerde tuttuğu yeri doğallaştırıyor ve kadının toplumsal konumunda yeni meşruiyet düzlemleri inşa ediyor.

Programın öngördüğü “tasarruf” politikaları kamusal hizmetleri gitgide daraltırken, kreşlerin kapatıldığı, yaşlı bakım merkezlerinin özelleştirildiği ve “sosyal yardımlar” sistematiğinin aile reisliği üzerinden dağıtıldığı bir pratik çerçevede kadınların ücretsiz bakım emeğini artırıyor.

Aile Yılı programının merkezinde konumlandırdığı bu programla; emek sömürüsünün en derinleşmiş, en cinsiyetli hâli olarak esnek ve güvencesiz çalışmayı teşvik edip, kadınları “ek gelir getiren” ucuz iş gücü olarak iş gücüne entegre ediyor.

***

Sonuç olarak, yeni düzenlemelerle ataerki ve kapitalizm ilişkiselliğinde süreklileşen bir kazan-kazan formülasyonu hayata geçiriliyor ve patriyarkal kapitalizm rejimle kaynaşıp bütünleşerek güncelleniyor.

“Kapitalizm ve patriyarka arasındaki diyalektik ilişki, kadınların hem üretici hem yeniden üretici roller üzerinden nasıl kontrol edildiğini gösterir.” diyordu Gülnur Savran, kapitalizm ve patriyarkanın diyalektik ilişkisini tanımlarken. İşte, OVP merkezli “Aile Yılı” planlaması kadın emeğinin ikili tahakküm sistemi içerisinde hem sınıfsal hem ideolojik olarak nasıl denetim altına alındığının güncel örneğini sunuyor.

Aynı diyalektik ilişki mücadele açısından da geçerli.

Tam da bu noktada, sosyalist feminizm hiç olmadığı kadar güncel ve kadın kurtuluş mücadelesine diyalektik bir mücadele perspektifi sunuyor. Ataerki ve kapitalizme karşı verdiğimiz birleşik mücadelede sosyalist feminizm, güncel olarak yalnızca kuramsal değil; aynı zamanda pratik bir zorunluluk olarak belirginleşmiştir.

Kadın cinayetlerine, kadına yönelik erkek şiddetine, kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine karşı mücadele ederken direnişin ekonomi politiğini sınıfsal bir zeminden örmek, ücretli-ücretsiz kadın emeği sömürüsüne karşı kamusal haklar, insanca güvenceli çalışma ve yaşama koşulları için patriyarkayla iç içe geçmiş kapitalist sömürü düzenine karşı eş zamanlı bir mücadele vermek yaşamsal bir yerde duruyor.


TR