Hukuk: Kadınlar için Koruma mı, Kısıtlama mı?!



Hukuk: Kadınlar için Koruma mı, Kısıtlama mı?! - WhatsApp Image 2025 08 03 at 13.23.11

Evrensel hukukta korunan en temel hak “yaşam hakkı”dır. Diğer tüm haklar buradan başlar. Peki, biz kadınların yaşam hakkı neden zorlu bir mücadele alanına dönüşüyor?

Yüzyıllardır eşitlik için sokaklardan özel alanlara bedeller ödeyerek kazandığımız haklar, bugün geldiğimiz noktada hâlâ “Yaşamak istiyoruz!” çığlığında buluşuyor.

Failin ‘’özgürlüğü’’ ile kadınların güvenliği sürekli karşı karşıya bırakılıyor.

Güvenli ev, güvenli sokaklar, güvenli bir yaşam…Kadınların en temel hakkı olan bu haklar, yasaların gölgesinde kağıt üzerinde kalıyor çoğu zaman.

Her yeni kadına şiddet vakasında, hukukun neyi koruyup korumadığı sorusu tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Failden çok mağdura yönelik “Üstünde ne vardı, o saatte ne işi vardı?’’ gibi sorularla suçun sorumlusu kadınlar olarak gösteriliyorken erkek faillerin “Aldattığından şüphe ettim, erkekliğime laf etti, bir anlık öfke, pişmanım.” gibi ifadelerle haksız tahrik, iyi hâl adı altında ceza indirimleri alıyor. Aynı faillerin “Birkaç ay yatar çıkarım.” güveniyle cesaretlendirildiğine defalarca tanık oluyoruz. Kadınların ölmemek için öldürmek zorunda kaldığı noktada “meşru müdafaa’’ hükümlerinin uygulanmadığına da… 

Hukuk; failin suç işleme potansiyelini durdurmak yerine, kadınları direnciyle sınırlı bir hayatta kalma mücadelesine mecbur bırakıyor. Öte yandan; kadını eş, anne tanımlarına sıkıştıran, güvenli alan adı altında evlere, aile içine hapsetmeye yönelik politikalar, önleyici tedbirlerin kolluktan yargılama süreçlerine uygulanmaması bu şiddeti meşrulaştırıyor. Hakimin takdir yetkisinin sınırlarının olmaması, siyasi iktidarın kadın düşmanı politikalarının yansımalarıyla kadınlara “Ya görünmez ol ya da başına bunlar gelir.” mesajı veriyor. Uygulamada hukuk korumuyor, aksine hayatımıza sahip çıkma noktasında bize bir dizi kısıtlamalar dayatıyor. Hukukun korumadığı koşullarda, kadınlar kendi güvenliklerini sağlamak için yaşam alanlarını daraltıyor; yer değiştirmek, saklanmak, görünmez olmak zorunda kalıyor.

Mayıs ayında, boşandığı erkek Rüstem Elibol ve arkadaşları tarafından sokak ortasında önce kaçırılmaya çalışılıp sonra 6 el ateş edilerek öldürülen Bahar Aksu cinayeti, cezasızlığın ve hukuksuzluğun en somut göstergelerinden biri. Bahar Aksu yıllar önce boşandığı Rüstem Elibol hakkında yaralama, tehdit gibi suçlardan şikayetçi olmuş, koruma tedbirlerine başvurmuş ancak faile etkin bir yaptırım uygulanmamış. Bu dosya dışında beş suç kaydı olduğu halde bu yaptırımların uygulanmaması, faile planlı davranması ve sonunda bir şey olmaz güveniyle hareket alanı sağlayarak bir kadının daha yaşam hakkının elinden alınmasına sebep oldu. Savunmalarında barışmak için ikna etmeye çalıştığını , öldürmeye niyetinin olmadığını, barışma talebine karşılık alamayınca bir an öfkelendiğini söylerken sırtını neye dayadığını bir kez daha gördük. Bahar, süreç içerisinde hukuki olarak almadığı korumayı kendisi sağlamaya çalışarak saklanmış, izini kaybettirmeye çalışmış ve nihayetinde farklı şehirlere giderek yaşamına sahip çıkmıştı. Davayı üstlenenler olarak faillerin en ağır cezayı alması için, “Erkek adalet değil, gerçek adalet” sesimizi yükseltiyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Eyüpsultan’da yol kenarında bir valiz içinde cansız bedeni bulunan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz cinayeti de hukuksuzluğun, cezasızlığın bir başka örneği. Fail eski polis memuru Cemil Koç savunmasında, genç kadının merdivenden düşüp öldüğünü iddia etti. Ayşe’nin kardeşi Ayşe’ye şiddet uygulayan, tehditle alıkoyan fail hakkında defalarca kolluğa başvurduğu hâlde dikkate alınmadığını ve fail hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmadığını ifade etmiştir.

Tüm bu düzenin bizlere reva gördüğü, yaşam hakkımız için mücadele içinde geçen bir ömür…

Bizlere görünmez olmayı dayatan tüm bu sisteme inat, yaşamın her alanında var olmaya devam edeceğiz.

Hukuk mücadelesine feminist perspektif hayati bir gerekliliktir!

Kadına yönelik şiddet yalnızca münferit olaylardan ibaret değil; hukukun, adaletin ve toplumun nerede durduğunu gösteren bir aynadır. Bahar Aksu’nun, Ayşe Tokyaz’ın ve nice kadının katledilmesi, sadece erkek şiddetinin değil; aynı zamanda devletin, yargının ve kurumların sorumluluğudur.

Bu noktada feminist perspektif yalnızca ideolojik bir duruş değil, aynı zamanda hayati bir gerekliliktir. Hukuk, kadınların hayatını güvence altına almakla yükümlüdür. Ancak tarafsızlık adı altında erkek egemen normlara yaslanıyorsa hukuk kadınlar için bir kalkan değil, bir engel hâline gelir.

Feminist hukuk anlayışı; kadının beyanını esas alır, yapısal eşitsizlikleri tanır ve adaleti yalnızca ceza vermek değil, eşitlik yaratmak olarak görür. Bu yüzden feminist müdahale, mevcut yasaları olduğu gibi kabul etmek değil; onları sorgulamak, dönüştürmek ve çoğaltmak anlamına gelir. Yasaların uygulanmadığı yerde örgütlenme, haklarımızın gasp edildiği noktada dayanışma hattı kurmak feminist bir mücadele pratiğidir.

Biz kadınlar, güvenli bir ev, güvenli bir sokak, güvenli bir yaşam istiyoruz! Ama bu güvenliği; sessizliğin, boyun eğmenin ya da yasaların keyfi uygulanışına teslim olmanın üzerinden kurmuyoruz. Biz, hukuku geri alıyoruz. Kadınlar için, kadınlarla birlikte, adaleti yeniden yazıyoruz.

Vardık, varız, var olacağız!


TR