İstanbul Sözleşmesi’ni geri almak için, kadınları katleden faillerin erkek değil gerçek adaletle yargılanmaları için, emek sömürüsüne karşı, tacize, tecavüze, istismara karşı bulundukları her yerden ses çıkaran, uzun yıllardır sokaklardan geri adım atmayan kadınlar, 19 Mart darbesine karşı ülkenin pek çok yerindeki eylemlere dahil olmaya devam ediyorlar.
Sokağa çıksa da çıkmasa da belki balkonundan tencere tava çalarak, belki sosyal medyada tutuklanan gençlerin anne babalarına destek vererek, belki eyleme giden öğrencilere sandviç hazırlayarak, belki boykota katılarak, belki de “çıplak arama işkencedir” diyerek, özcümle bir şekilde hak gasplarına, antidemokratik uygulamalara karşı çıkan farklı politik görüşten kadınlarla konuştuk.
İzmir’de yaşayan 21 yaşındaki Merve, politikayla aslında hiç ilgilenmediğini belirtirken iktidarın baştan düşme korkusuyla bu müdahaleleri yaptığını söylüyor. “Ben ve benim gibi öğrenci arkadaşlarım adaletsizce yapılan suçlamalar ve tutuklamalara tepkilerini korkusuzca direnerek gösteriyorlar. Gündemle beraber, gençler geleceklerinin tehlike altında olduğunun farkında olarak kaybetme korkusu olmadan gelecekleri ve hakları için ilerliyorlar. Kendi haklarını ve hakkı yenenleri savunurken gözaltına alınan öğrenciler, ülkemizdeki adaletin çürüdüğünün bir göstergesidir. Korkmuyoruz, itaat etmiyoruz. Gelecek gençlerin elinde.”
Aydın’da yaşayan iki çocuk annesi 58 yaşındaki Melek, diploma iptalinin bardağı taşıran son damla olduğunu, insanların hak ve adalet arayışının anayasal hakları olduğunu dile getirirken polisin protestoculara uyguladığı şiddetin herkes tarafından görüldüğünü söyledi. “Hak ve adalet arayışımız gibi boykot da gayet doğal hakkımız. Halkın hakkını ararken yapılan gözaltı ve tutuklamalar, polisin insanlara karşı tutumu hiç hoş değildi. Orada bir parti başkanı varken polisin davranışı normalken, parti başkanı konuşmasını bitirip gidince polis güç kullanıyor. İnsanlar evlerine ışınlanacak değil ya. Sanki düşman varmış gibi karşılarına kim gelirse gençlere, kızlara coplarla vurmaları, biber gazıyla müdahale etmeleri, yolunda giden kişileri ittirmeleri, el hareketleri yapmaları da gözümüzün önünde hepsi.
Ayrıca sokaklara cübbeli fesli ne istedikleri belirsiz gruplar döküldüğünde ortada polis yok. Hak hukuk adalet diye haklı direnişimizi yapmak istediğimizde polis copla, biber gazıyla, tazyikli suyla karşımızda. Halka farklı muamele yapılıyor.”
Tekirdağ’da yaşayan, bir çocuk annesi 48 yaşındaki Duygu ise bir dönem AKP’ye oy verdiğini ama bu yaşananların kabul edilemez olduğunu belirterek şunları söyledi: “İnsanların yıllarca bütün zorluklara katlanarak dirsek çürüttüğü okulları, gençliğini, hayallerini ellerinden almak, açıkça fikrini savunamamak, susmak, susturulmak hiç adil değil. Nerede demokrasi, nerede hak hukuk!”
Türkiye’den Kanada’ya göçen ama geniş ailesinin tamamını burada bırakan 38 yaşındaki bir çocuk annesi Aysel politikayla ilgilenmediğini, olayları ayrıntılı bilmediğini belirterek Ekrem İmamoğlu’yla uğraşacaklarının belli olduğunu, diploma iptali ve protestolar için “Bu nasıl saçma bir hal? Bu kadar kolay mı her istediklerini yapmaları diye düşündürttü bana. Uzun süredir ekonomik sıkıntılar zaten çok zorlayıcıydı. Ben daha çok baskı, susturulma konusunda karşıyım. İnsanlar fikirlerini söylesin, farklılıklarımızla bir arada yaşayalım. Bunun için de saygı gerekiyor. Fikrimi söylemek ya da söylememek özgürlüğü benim ve bunu kimse elimden alamasın istiyorum.
Gençlere daha çok üzülüyorum. Hep aynı döngüde mutsuz, umutsuzlarlardı. Bu eylemleri de ‘artık yeter’ çığlığı olarak değerlendiriyorum. Adalete güvenemeyeceksem, temel haklarım keyfiyete göre yorumlanacaksa ben nasıl kendimi güvende hissedeceğim? Hangi kişi ya da parti olursa olsun bu kadar güç verilmesine karşıyım. Belli süre hizmet edip gitmeli insan. Ekrem İmamoğlu yolsuzluk yaptı diyorlarsa belge lazım ama işte şu an ben onu da adaletli yapacaklarına inanmıyorum.”
İzmir’de yaşayan 43 yaşındaki yazar, sanatçı Neslihan ise olanları şöyle değerlendirdi. “Önemli bir dönemden geçtiğimiz kanısındayım. Herkes önünde sonunda seçimlerinden ve bulunduğu yerden sorumlu olacak. 24 senelik iktidar artık sıkıştı, ülkeyi berbat hale getirdiler. Hukuksuzluk, ekonomik çöküntü, rantçılık vd…
Yargılanmaktan çok korkuyorlar. Cumhurbaşkanlığını almak adına, rejimi bile değiştirmek istiyorlar. Baskı hep vardı, ama şimdi hükümet korktuğundan daha da arttı.
Kadınlar, çocuklar, gençler, hayvanlar, ezilen kim varsa yanındayım. Doğa da yoruldu artık, yordular. Hepimiz yorulduk.
Mesele özünde İmamoğlu değildi -ki fitil ateşlendi- diploma olayını da aştı. Bu adamı rakip görüyorlardı, önünü kesmek istediler. Tersine, planları bence ellerinde patladı. Patlayacak da… Fakat, şu da yadsınamaz bir gerçek, ne olursa olsun, yaşananlar canım memleketimize olumsuz yansıyacak. Gelişmeleri öngörsek de, biz her şeye rağmen gereken yerde durmalıyız.
Umutsuzluğa karşı yıllar önce bir kitabıma koyduğum Gençlerimi de Alıp Gidiyorum adlı şiirimden bir bölüm yazmak isterim: ‘Gençlerimi de alarak bayrak bayrak/ şaha kalktıysam, deviremezsiniz!’
Bugün susanlar, sıkışanlar veya korkanlar için ise ayrıca üzülüyorum. Çünkü iş öyle bir raddeye geldi ki sussan da, korksan da, bedensel ve psikolojik sağlığın daha da kötüye gidecek. Teknolojik gelişmeler de bizleri mahvediyor. En azından direnirsek, hatta onurumuzla ölürsek yaşayan sessiz ölülerden, başlarını kuma gömenlerden daha fazla şereflilik arz edecek. Artık ölçü budur, ya mücadelenin yanındasındır ya da korkaksındır!”






