Ya-şa-sın Ka-dın Da-ya-nış-ma-mız! - Yasasin Kadin Dayanismamiz

Bayraklı’daki o ucube Folkart kulelerinden birinin 27. katındaki ofiste çalışırken sürekli saate bakıyorum. İzmir’in en çarpık yapılaşan yerlerinden biri burası. Göz alabildiğine plaza, beton ve vinç görüyorum. Körfez manzarası da eksik değil tabii. Ama ben çoğu zaman başka bir şeyi düşünüyorum: Umarım ben buradayken deprem olmaz. Bayraklı garip bir yer. Plazalar benim gibi beyaz yakalılarla dolu. İki sokak arkasında ise sanayi başlıyor. Takım elbiselerle işçi servisleri aynı caddelerde birbirine karışıyor. Kentin sureti birkaç dakikada değişiyor.

Didar’dan mesaj geliyor:
“Arkadaşlar, lütfen geç kalmayın.”

Hemen bilgisayarı kapatıp çantamı topluyorum. Akşam trafiğine kalmadan çıkmam gerek. Sanayinin içinden yürüyüp İZBAN’a biniyorum. Turan durağında inip 78 numaralı otobüse geçiyorum. Yaklaşık yirmi dakika sonra Yamanlar’dayım.

Yol boyunca değişen kent katmanlarını düşünüyorum. Sahte bir lükse sahip olan Bayraklı’dan Yamanlar’a geçiyorum ama aslında ikisi de aynı şehrin içinde. Hatta birbirine sandığımızdan daha bağlı yerler. Bir tarafta plazalarda uzun mesailerle çalışan beyaz yakalılar, pahalı restoranlar, arabalar, spor salonları; diğer tarafta gündelik hayatı borçla, güvencesizlikle ve ağır emekle döndürmeye çalışan insanlar. 

Yamanlar’a geliyorum çünkü Mor Dayanışma ve Her Yer Çocuk burada mahalle çalışması yürütüyor. Yamanlar Mahallesi çoğunlukla yoksul ve emekçi ailelerin yaşadığı bir mahalle. Biz de yaz aylarında Her Yer Çocuk ekibiyle birlikte mahallenin pazar yerini çocuklar için bir öğrenme alanına çeviriyoruz. Çocuklar oyun oynuyor, resim yapıyor, birlikte öğreniyor. Biz de Mor Dayanışma ekibi olarak, çocuklarını etkinliğe getiren ailelerle vakit geçiriyoruz. Çoğu zaman annelerle. Çünkü çocukların bakım yükü tabii ki de  büyük ölçüde kadınların omuzlarında.

Bazen kadın sağlığını doktor arkadaşlarımızla konuşuyoruz, bazen ise psikolog arkadaşlarımız geliyor, sohbet ediyoruz. Bazen de mahalleli kadınların evine çay içmeye ve kısır yemeye gidiyoruz.Birlikte zaman geçirerek, aynı sokaklardan tekrar tekrar geçerek, birbirimizin hayatına yavaş yavaş girmiş oluyoruz. İzmir’deki arkadaşlar bütün bir yıl inatla ve emekle Yamanlar’a gidiyorlar, hatta mahalleli oldular diyebiliriz. Şimdi hep beraber öyle bir şeye başladılar ki sormayın. Her hafta düzenli  olarak buluşup okuma yazma öğreniyorlar! Bunu uzun uzun benim anlatmamdan ziyade, kursu yürütenlerin ve kursa katılan kadınların anlatmasının daha anlamlı olacağını düşünüyorum. O yüzden sözü uzatmadan onlara bırakıyorum.

Merhaba Didar. Sen Yamanlar Mahallesi’ne ilk günden beri gidip geliyorsun. Önce şunu sormak istiyorum: Neden Yamanlar? Bu mahallede çalışmaya başlamanın nedeni neydi?

Didar: Merhaba, uzun zamandır Yamanlar’ı tanıyorum. Çok yakın bir zamana kadar burada yaşıyordum. Politik faaliyet yürütmek için de bu mahalleyi seçmemin çeşitli nedenleri var aslında. Mahalle daha çok Kürt ve Alevilerin ağırlıklı olarak yaşadığı, işçi sınıfının yoğun olduğu, farklı iş kollarından gelen insanların ortak yaşam alanı. Bir yanıyla da sosyalistlere aşina. Sosyalist faaliyetin tarihinin ne kadar eski olduğunu mahallede gezinirken gözlemleyebiliyorsunuz. Mahallenin bizi sahiplenmesi de hızlı oldu. Bir anda mahallenin devrimci kızları olarak girmediğimiz dükkan, kapısını çalmadığımız ev kalmadı. Mor Dayanışma çalışması ise zaten uzunca zamandır yerellerden güçlendirdiğimiz bir çalışma. Tabii ki  mahalledeki kadın profili kentin merkezlerindeki profillerden oldukça farklı. Mahalledeki yaşam ve kadınların profilleri bize aslında gerçeğimizi hatırlatıyor. Kadın politikalarını emekçilerin, yoksulların yaşadığı yerlerden soyutlayıp üstten bir biçimde kurmaya başladığımız zaman büyük bir yanılgı haline düşmüş oluyoruz. Hem sosyalist hem de feminist bir yaklaşım iddiamız varsa bunu mahallelerden bağımsız, buradaki kadınları görmezden gelerek düşünemeyiz. İşte tam da bu yüzden mahalle çalışmalarını önemsiyoruz ve buradan bir örnek yaratmaya çalışıyoruz. 

Okuma yazma kursu fikri nasıl ortaya çıktı?

Didar: Mahallede uzun zamandır kadınlarla çalışmalar yapıyoruz. Daha çok kadına yönelik şiddet ve kadın sağlığı üzerine yaptığımız çalışmalarda fark ettik ki kadınların ciddi bir çoğunluğu okuma yazma bilmiyor. Bunu bizim gibi mahallede yaşayan ve mahallenin içerisinde bir arada olma imkânları arayan başkaca dostlarımızın da gündemine alması ve bizimle paylaşmasıyla birlikte okuma-yazma kursu fikri doğdu. 

Kursu nasıl örgütlediniz? Kurs günleriniz nasıl geçiyor?

Didar: Kolay olmadı. 🙂 Başta bu ihtiyacı kadınlarla konuştuk. Okuma yazma kursu açılsa gitmek  isteyip istemediklerini sorduk. Duydukları anda bile çok heyecanlandılar. Kursun ilk gününde kendine okul çantası alıp  adeta bir öğrenci gibi gelen ve o ilk okul günü heyecanını yaşayan kadınları görmek çok güzeldi. Heyecanımız hâlâ güncel. Kadınlarla bu ihtiyacı konuşmamızın ardından öğretmen aramaya başladık. Baktık bulamıyoruz ben sıvadım kolları ve “okuma-yazma nasıl öğretilir” diye araştırmaya başladım. Tam bu sırada ortak bir arkadaşımız vesilesiyle Neslihan hocamızla tanıştık. Sonrasında ise kendisini Mor Dayanışma dernek binamıza davet ettim. Birlikte çay içerek Mor Dayanışma faaliyetleri hakkında konuşurken okuma yazma kursundan da bahsettim. Kendisi emekli bir öğretmen. Kamu emekçisiyken de emekli hayatında da toplumsal mücadelenin, sınıf mücadelesinin bir parçası oldu. Ona öğretmen bulamadığımız için benim öğretmeye çalışacağımı söyleyerek kendisinden öğretme tekniklerine dair yardım istediğimde ise tek bir saniye tereddüt etmeden öğretme tekniği göstermeyeceğini ve kendisi bizzat öğretmek için gönüllü olduğunu söyledi. Açıkçası üstümden büyük bir yük kalkmıştı. 🙂 Böylece hazırlıkları hızlandırdık. Önce haftada bir başladığımız serüven şimdi haftanın iki günü olarak devam ediyor. Her hafta perşembe ve cuma günleri ödevlerini heyecanla gösteren, birbirlerine ders çalıştıran, yaşları 30’dan 75’e kadar çeşitlilik gösteren 15 kadın birlikte öğreniyor. Benim için de özel bir şey oldu. O gün bir durumdan kaynaklı gelemeyen bir kadın varsa, o hafta onun evinde toplanıyoruz; orada birlikte çalışıyoruz. Kadınların birbirinden güç aldığını bu kadar somut olarak  gördüğüm çok örnek olmamıştı. Önce sesli harfleri öğrendik. Şimdi ise sessiz harfler ve hecelerle çalışmaya başladık. Dersler hem yoğun hem de çok  eğlenceli geçiyor. Şaziye Teyze Tokat şivesiyle hepimize mutlaka laf dokunduruyor. Rojava’daki savaş sebebiyle yolu Yamanlar’a düşen ve hem Arapçayı hem de Kürtçeyi çok iyi konuşan Hülya’nın öğrenme hızı hepimizi motive ediyor. Evin ve Sultan’ın her dersteki heyecanı, her okuduğu kelimede mutluluğu içimizi pır pır ediyor. Hatice Teyze’nin, Meryem Ablanın yemekleri teneffüslerin lezzeti oluyor. Fatma Teyze’nin yaşına rağmen inadı hepimize güç veriyor. Kursun sonunda kadınlar tek başlarına otobüse binebilecek, hastaneye ya da markete gidebilecek, birine telefon etmek için kimseden yardım istemek zorunda olmayacak… Bizim aramızda da kopmayacak bir bağ şimdiden kurulmuş oldu. 

Didar aracılığıyla kursta gönüllü öğretmenlik yapan Neslihan öğretmen ile konuşma fırsatı buluyoruz.
Merhaba, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Neslihan: Ben Neslihan. Adanalıyım. Çukurova Üniversitesi mezunuyum. 56 yaşındayım. 2 kızım var. Büyük kızım Güneş biyomedikal mühendisi, küçük kızım Berfin ise genetik mühendisi.  Adana, Antalya ve İzmir’de toplam 28 yıl sınıf öğretmeni olarak görev yaptım. 3 yıl önce emekli oldum. Çalışma sürem boyunca Eğitim-Sen’de, şimdi ise emekli olarak, Tüm Emekliler Sendikası’nda ekonomik ve demokratik mücadele çizgisinde “sınıf sendikacılığı” hattında sendikal mücadele verme gayretindeyim. 

Okuma-yazma kursunda gönüllü olmaya nasıl başladınız ? 

Neslihan: Biraz önce de bahsettiğim gibi emekli olmadan önce Eğitim-Sen üyesiydim. Millî Eğitim Bakanlığı’ndan emekli oldum ama ne sendikamdan ne öğretmenlikten ne de mücadeleden emekli olmadım. Bu alanlardan emekli olunmuyor. 🙂 

15 Temmuz 2016’da darbe yalanıyla sendikamın da bağlı olduğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi olan 5 bine yakın arkadaşımız Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) görevlerinden ihraç edildi. İhraç edilen arkadaşlarımızın göreve dönmeleri talebiyle İzmir Eğitim-Sen 2 No’lu Şubenin Karşıyaka İskele karşısında her çarşamba günü saat 18.00’de düzenlediği oturma eyleminde, bizlere dayanışma gösteren canım arkadaşım Didar’la tanıştık. Kendisinin Mor Dayanışma İzmir il meclisinde olduğunu öğrendim. Daha sonraları farklı eylem alanlarında da karşılaştık, sohbet ettik, omuz omuza yürüdük. 

Kendisini tesadüfen bir gün telefonla aradığımda “Mor Dayanışma Derneği’ndeyim, gel çay içelim” dedi. Gittim. Sohbet sırasında çalışmalarını sordum. Okuma-yazma kursu hazırlığında olduklarından bahsetti. Mahalledeki kadın arkadaşların okuma-yazma isteğini coşkuyla anlatıyordu. Öğretmen bulamadıklarını, kursu bu yüzden kendisinin vereceğini söyledi. Bu konuyla ilgili benden öğretim teknik ve yöntemleriyle ilgili bilgi istedi. Uzunca dinledim. Söz sırası bana geldi. “Destek vermiyorum,” dedim. Şaşırdı. “Çünkü dersleri bizzat ben vereceğim,” dedim. İkimizde dayanışmanın mutluluğu ile güldük. İşte okuma-yazma kursuna gönüllü öğretmenliğim bu sohbette gündeme geldi. Dayanışmaya katkı sunmama vesile olduğu için sevgili Didarcığıma sonsuz teşekkür ediyorum.

2026 yılında Türkiye’nin üçüncü büyük şehrinde hâlâ okuma yazma bilmeyen kadınların olması bir yandan şaşırtıcı, öbür yandan ise anlayabildiğimiz bir durum. Kadınların okuma-yazma bilmeme nedenleri sizce nelerdir? 

Neslihan: Siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler eğitimde fırsat eşitsizliği yaratıyor. İlkokul çağındaki kız çocukları erkek çocuklarına göre çok daha fazla etkileniyor bu fırsat eşitsizliklerinden. Özellikle kırsal kesimlerde ve geleneksel aile yapılarında kız çocuklarının eğitimine yatırım gereksiz görülüyor. Kız çocukları genelde ev işlerine ve kardeşlerinin bakımına yönlendiriliyor. Bunun sonucu olarak, maalesef erken yaşta evlilikler gerçekleşiyor. 

Yoksulluk da çok önemli bir etken. Sosyal devlet vatandaşına (çocuklara) kamusal, parasız, demokratik, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilde eğitim sunmak görev ve sorumluluğundadır. 

Burada olmak size ne hissettiriyor? 

Neslihan: Burada kadın arkadaşlarla okuma-yazma çalışmaları içerisinde olmak, her şeyden önce onlarla dayanışmak benim için çok gurur verici. Kadınların okuma-yazma istekleri, heyecan ve coşkuları beni çok mutlu ediyor. Çalışmalar sırasında sanki bir zaman tünelinden geçip onların okul çağlarına gidiyoruz. O dönemin eksikliklerini tamamlamak gibi bir sorumluluk hissediyorum. Derslerde başarıyla buluştukları her an gözlerindeki sevinci tarif edemem… 

Öğretim süreçlerinin tek taraflı olmadığı fikrindeyim. Sınıfın öğretmeni olarak, öğrettiğim kadar öğreniyorum da. Umut, azim, direnç, mücadele ve her biri ayrı renkte yaşam öyküleri… Bu her biri birbirinden farklı renkleri çok seviyorum. Burada olmak insan olmanın, kadın olmanın, öğretmen olmanın vücut bulmuş hâlidir benim için. 

Şimdi de kursa katılan kadınlarla sohbet ediyoruz.

Ya-şa-sın Ka-dın Da-ya-nış-ma-mız! - bayrakli okuma yazma
Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Sultan: 47 yaşındayım. Onur Mahallesi’nde oturuyorum. Aslen Diyarbakırlıyım. Deprem sonrası buraya geldim. 6 çocuğum var. Ev hanımıyım. 

Fatma Teyze: 75 yaşındayım. Maraş/Elbistanlıyım. Yamanlar’da oturuyorum. 3 çocuk annesiyim. Şu an tek başıma yaşıyorum. 

Fehime: Yamanlar’da oturuyorum. Erzurum/Hınıslıyım. 35 yıldır İzmir’deyim. 4 çocuğum var. Bir kızım evli. 

Burada olmak size nasıl hissettiriyor?

Sultan: Buraya gelmek bana umutlu hissettiriyor. Çok severek geliyorum. Hayatımdaki en önemli şey şu an bu kurs. 

Fatma Teyze: Çok mutluyum. Kendimi çok iyi hissediyorum. Hasta olsam bile burada olduğunuzu bildiğim için geliyorum. 

Fehime: Buraya gelmek bana çok güzel hissettiriyor. Aydınlık içinde hissediyorum. Çocuklarım okula giderken veli toplantısına gitmek için durakta otobüs beklediğim zamanı hatırlayınca çok kötü oluyorum. Araç önümüzden geçiyordu ama ben okumayı bilmediğim için toplantıya geç kalıyordum. Gittiğimde toplantı bitmiş oluyordu. Bunu yaşamak benim için çok kötü bir şeydi. 

Okumayı ve yazmayı öğrendiğinizde ilk ne okumak, ilk ne yazmak istiyorsunuz?

Sultan: Kendi ismimi yazmak istiyorum. 

Fatma Teyze: Çocuklarımı, akrabalarımı telefonla rahatlıkla aramak istiyorum. 

Fehime: Sadece rahatça istediğim yere gitmek istiyorum. Daha da büyük bir hayalim var. O da ehliyet almak.

Şapka çıkarılacak bir emek bu gerçekten. Arkadaşlarımız aracılığıyla kursa katılan kadınlardan küçük bir ricamız daha oluyor: Yazmayı öğrendiklerinde ilk cümlelerinden birini bizimle paylaşmaları.


TR