Haydi gelin tarihin tozlu raflarından çok çalışkan ve tutkulu bir kadını sitemizde konuk edelim.
Aleksandra 31 Mart 1872’de St.Petersburg’da doğdu. Varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Aleksandra, iyi bir eğitim alıp Marksizm’le tanıştı. Toplum meselelerine dair özel bir ilgisi vardı ve bu ilgiyi üniversitede iktisat eğitimi alacak kadar ileriye taşıdı. Edebiyat, felsefe ve toplum bilimlerine dair bol bol okuyordu; özellikle kadın işçilerin hayatlarını gözlemlemek istiyordu.
Tarihler 1893 yılını gösterdiğinde ise Aleksandra genç mühendis Vladamir Kollantay ile evlendi. Bu evlilikten bir oğlu olan Aleksandra’nın politikleşmesi ve kadın-erkek arasındaki ilişkiler üzerine düşüncelerinin olgunlaşmasında oldukça kısa süren bu evliliğin büyük katkısı var. Öyle ki, her ne kadar Vladimir’e aşık olarak evlense de, evlilik eğer ekonomik özgürlük ile birleşmiyorsa, kadın için erkeğe bağımlı olan bir yaşamdan öteye gidemiyordu. Vlademir ile gezdiği fabrikalarda çalışan kadın işçileri gözlemleme şansını bulunca, meselenin sadece ekonomik özgürlük ile kalmadığını, kadın işçilerin hem fabrika hem evde yaşadıkları toplumsal eşitsizliğin de çözülmesi gerektiğini savundu. Kadın işçileri greve davet etti ve onlar için bildiriler kaleme aldı.
Evliliğinde ise daha sakin bir yaşam isteyen Vlademir’in aksine, Kollantay bol bol okuyordu, seyahatlere çıkmak istiyordu. Evliliğin hem erkek hem kadın için özgürleştirici bir şey olması gerektiğini savunan Kollantay kendi evliliğinin öyle olmadığını kısa zamanda fark etti.
1898’de ise içindeki bağımsızlık arayışına engel olamayan Kollantay’ın kocasından ayrıldıktan sonra İsviçre’ye gidip Marx ve kadın emeği üzerine yoğunlaşması da bu dönemlere denk geliyor. Öyle ki Kollantay için artık bambaşka serüvenler başlamıştı. Bağımsızlık kanadını kollarına takmış bir kadından daha iyi kim uçabilir?
1908’de Rusya’dan ayrılmak zorunda kalan Kollantay, sık sık Almanya’ya giderek Alman Sosyal Demokrat Partisi içinde faaliyet gösterip Rosa Lüksemburg ve Clara Zetkin gibi döneminde yaşayan marksist kadınlarla ilişki kurdu. 1910 yılında gerçekleşen Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı’nda yer alıp Zetkin’in önerisi ile kabul edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü fikrine destek verdi. Kadınların hem aile içinde hem de üretim ve toplum yaşamında aynı anda özgürleşmesi gerektiğini savunan Kollantay, 1910’lara geldiğimizde artık sosyalist feminizmin önemli teorisyenlerinden biriydi. Şubat Devrimi’nden sonra Rusya’ya geri döndü ve Sosyal Refah Komiseri olup, dünyada ilk kadın bakan olarak tarihteki rolünü bir kez daha oynadı.
Bu dönemde yaşamı boyunca savunduğu birçok şeyi kadınlar için hayata geçirme fırsatı buldu. Kreş ve bakım evlerinin açılması, eşit işe eşit ücret taleplerinin yükseltilmesi ve kadın işçilerin korunması gibi bugün dahi sosyalist feminist hareketin mücadele alanı olan konularda adımlar atılmasını sağladı.
1920’lerden sonra Sovyet yönetimi ile yaşadığı fikir ayrılıkları sonucunda görevine diplomat olarak devam etti. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Moskova’ya dönüp anılarını kaleme alan Kollantay 9 Mart 1952 yılında Moskova’da öldü.
Özellikle kadınlar ile ilgili fikirleri, yazıları ve çalışmaları öyle önemli ki sadece sosyalist feminist teorinin temelini atmakla kalmadı, fikirleri bugün dahi güncel.
Kadın mücadelesini sadece tek bir açıdan ele almayıp, yazdığı kitaplar, bildiriler ve makalelerde bu konuyu ekonomik, sosyal, toplumsal, hatta kurmaca anlamında da işledi. Aleksandra Kollantay, ilk gençliğinden bu yana yaptığı seçimler ve sosyalist feminist harekete katkıları açısından daha çok irdelenmesi ve hakkı verilmesi gereken bir kadın.
Umuyorum ki bu yazı ile buna bir adım daha yaklaşabilmişizdir.






