Seyrin Feminist Filtresi - 1 YPDTsv21CNwzEvjemZHmtw

Görsel: Locadaki Mary, Mary Cassatt

2026 yılının ilk Mor Masa buluşmasında Prof. Dr. Özlem Belkıs’la “Feminizm ve Sanat – İzlediklerimiz ve Biz” başlığı üzerine söyleşmek, düşünmek, tartışmak için bir araya geldik. Bu yazıyı, söyleşiye katılamayan kadınlara ulaştırmak üzere ses kaydından ve aldığımız notlardan süzerek kolektif olarak yazdık. 

Kadın düşmanı politikalar hız kesmeden sürse de biz kadınlar yaşamı anlamlandırmaya devam ediyoruz. Bu karanlık günleri, böyle sohbetlerden aldığımız güçle ve mücadelemizle aşacağız.

Önce biraz tarih: Sanat tarihi ve feminizm

Sanata feminist perspektiften bakmak, üretim süreçlerini ve eserleri bu gözle incelemek güncel mücadelemiz açısından önem taşıyor. Erkek egemen kapitalizmin cinsiyetçi, emek ve beden sömürüsü üzerine kurulu sistemin içerisinde hem önümüze konulanı olduğu gibi kabul etmemek hem de yerine daha eşit olanı nasıl koyarım demek, feminist mücadele ve üretimlerimiz açısından oldukça önemli. Günümüzde bu tartışmaları daha derin ve işe yarar şekilde yapabilmek için biraz geçmişe bakalım.

Seyrin Feminist Filtresi - image 2026 03 05 171248446

Sanat tarihçilerinin kullandığı temel bir sanat cetveli vardır. Bu cetvele göre tiyatronun başlangıcı M.Ö. 500’lere uzanıyor. Antik Yunan, Roma, Ortaçağ, Fransız Devrimi, İtalya’daki Rönesans derken biz feministler için çok dikkatli bakmamız gereken bir dönem başlar. Elbette bundan önce de kadınların mücadelesi var, fakat 1800’lerin ortalarından itibaren organize olmuş bir kadın mücadelesi başlıyor. Bu mücadelenin teorize olması, feminizmin ortaya konması, toplumsal cinsiyet teorilerinin yazılması ise 20. yüzyılın ortalarına denk geliyor. Yani cetvelde karşılaştırmalı olarak bakmamız gereken, nasıl bir geri okuma yapmamız gerektiğini bize anlatan şu küçücük kısım. Tüm bu mücadele ve kadın hareketinin teorileşmesine paralel olarak, 1940’lardan itibaren sanata feminist bakma anlayışının ve feminist sanat çalışmalarının başladığını söyleyebiliyoruz.

Sanat aracılığıyla beden politikaları

Antik Yunan’da estetize edilen beden, Ortaçağ’da soyutlaşan bir sanata dönüşüyor.  Rönesans’ta bedenin yeniden idealize edilmesi bu defa hikayelerle beraber başlıyor. Tanrı baba, yani erkeğin güçlü bedeninin yanında, masum kadın bedenlerini görüyoruz. Sanat, yavaş yavaş kadınların toplum içinde, kamusal alanda, evde nasıl görünmeleri gerektiğine dair hikâyelendirilen kadın bedenlerini konu edinmeye başlıyor.

Bu hikâyeler yavaş yavaş yeryüzüne indikçe, biz artık bu hikâyeleri sanatçının gözünden görmeye başlıyoruz. Sanat eseriyle daha fazla empati kurmamızı sağlayan da işte bu yöntemin dönüşümü oluyor. 

1960’lar yaşamın her alanında olduğu gibi sanatta da ciddi bir sıçrama yaratıyor. Sanat ve performansın iç içe geçtiğini ve alımlayıcısının da sanat ürününün bir parçası olmaya başladığına tanık oluyoruz. Bu sıçramanın ardında, aslında sanatın belirli bir zümreye olan aidiyetinin sarsılması yatıyor. 

İçinden geçtiği hiçbir çağa yabancı kalmayan sanat, bugünün dünyasının yapay zekâsına da yabancı kalmıyor. Bugün, Tekinsiz Vadi1 olarak adlandırılan, yapay zekâ aracılığıyla modellenen bir oyunculuk bile izleyebiliyoruz.

Sanat ve cinsiyet arasındaki ilişki

Seyrin Feminist Filtresi - melek

Birkaç sanat eseri üzerinden sanat ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi yoklayalım:

Ernesto Lamagna’nın 2014 yılında yaptığı Melek adlı bu heykel, bugüne değin aklımıza adeta çivilenen melek imgesine başkaldırıyor adeta. 

Hiçbir eseri ya da sanatçıyı yaşadığı dönemden ayırarak düşünemeyiz. Her fırça darbesinde, perspektifinde, çiziminde bir toplumun yansımasını da görürüz. 

Aşağıda 1933’te Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamaları için Zeki Faik İzzer’e Fransız Devrim’ini sembolize eden tablonun naziresi sipariş ediliyor. Biz bu iki tabloyu karşılaştırınca Zeki Faik Bey’in bizleri daha “edepli” gösterme arzusu olduğu hemen görebiliyoruz.

Seyrin Feminist Filtresi - inkilap resized
Seyrin Feminist Filtresi - fransiz resized

Zeki Faik İzzer, İnkılap Yolunda, 1933

Delacroix, Halka Yol Gösteren Özgürlük, 1830

İnsan, bir şeyleri kategorize ederek anlamlandıran bir canlı olduğuna göre cinsiyet ve sanat ilişkisini incelerken bazı kategoriler görmemiz aslında oldukça olağan. O zaman biz de kategoriler üzerinden, sanat ve kadın arasındaki ilişkiye bakabiliriz. Bu ilişkiyi üç perspektifte analiz edelim:

  • Sanatın üreteni, öznesi olarak kadınlar
  • Sanatın konusu, nesnesi olarak kadınlar
  • Sanatın seyircisi olarak kadınlar

Sanatın üretici, öznesi olarak kadın

İlkçağ’da kadınların sanat üretmesi başlı başına problemdi. Antik Yunan’da kadının sahneye çıkması yasaktı, kadın rollerini kadın kıyafeti giyen, peruk takan, sesini incelten erkekler oynadı. Shakespeare’in hiçbir oyununda bir kadın oynamadı. Cumhuriyet öncesinde Müslüman kadınların sahneye çıkması yasak olduğundan kadınlar, gayrimüslim taklidi yaparak sahneye çıktılar. Kısıtlamalar tiyatro alanıyla sınırlı değil elbette. Yakın zamana kadar Suat Derviş erkek sanılıyordu, her ne kadar son yıllarda transfobikliğiyle gündeme gelse de Harry Potter’ın yazarı J. K. Rowling de kadın olduğu anlaşılmaması için ilk iki ismini kısaltarak kullandı. “Düşünen Adam” heykeliyle tanıdığımız Rodin’in yaptığı yüzlerce eşsiz heykelin, heykel parçalarının partneri Camille Claudel’e ait olması gibi sanat tarihi, birçok kadın sanatçının eserlerine gözünü dikmiş erkeklerle doludur.

Bugüne bakınca her ne kadar resmi yasaklar olmasa da kadının sanatın öznesi, üreticisi olması hâlâ büyük çabalar gerektiriyor. Sanatçı olmak ciddiye alınan bir meslek değil hobi olarak görülüyor. Özellikle “görünür, yüksek” kademelere gelinmedikçe var olabilmek büyük bir uğraş. Bu uğraşların ardından kadın sanat üreticisi olabilmişse de bu dalın içerisinde ötekileştirilme, yok sayılma, emeği ciddiye alınmama, sadece bedeniyle ve genellikle yardımcı kategorilere sıkıştırılma gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Özne olma sürecinde kadınlar ayrıca sanat yolunu tercih etmek istedikleri andan itibaren çeşitli yakıştırmalara maruz kalıyor. Ataerkil toplum içerisinde bir kadının sanatçı olma isteği en hafif tabiriyle “yoldan çıkma” hikâyesiyle kurgulanıyor. 

Sanat yapan, yapmaya yeltenen, yapmayı arzu eden kadınları ve yaşamlarını düşünürken bize yol açacak, eğer bulanıksa suyu durulaştıracak sorulardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Sanatı üretenler kadınlar, sanatı nasıl üretmiş? Sanat tarihi boyunca acaba sanatı üretirken neler yapmışlar? Yani resim yapmak istediklerinde onlara nasıl olanaklar tanınmış? Kendi çağdaşları olan erkek ressamların olanaklarına sahip olmuşlar mı? Sahneye çıkmak istediklerinde acaba bir zorlukla karşılaşmışlar mı? Mesela roman yazmak istediklerinde, hikaye yazmak, oyun yazmak istediklerinde acaba ne kadar zorlanmışlar? Bir sanatçı olarak acaba kadınların nasıl bir yaşantıları olmuş? Bu soruların cevapları bizleri kadın sanatçıların ve üretimlerinin evrenine yaklaştırır. 

Sanatın konusu, nesnesi olarak kadın

Seyrin Feminist Filtresi - Sassoferrato Mother Mary Prays with folded hands

Sanatın konusu olarak kadın, genellikle iki kutupta temsil edilir: Bir kutupta bakire Meryem, diğerinde fettan Havva ya da bir tarafta melek ve ötekinde şeytan. Bir kutupta kadınları uysal, edepli anne rollerinde, toplumun olumladığı formlarda izleriz.

Seyrin Feminist Filtresi - yesilcam femme fatale 007 sinematik.yesilcam

Diğer kutupta ise örneklerini 1960’larda Yeşilçam’da sıkça gördüğümüz, düşüncelerini ortaya koyan, cinselliği sakınmadan yaşayan, ahlaksız, şuursuz Batılılaşmış, anne olmayan, gözü dışarıda, yuva yıkan kadın tiplemeleri vardır.

Bu iki kutuplu kadın karakterleri yazanlar ise döneminin en modern erkekleridir. Kadınlarsa beden güzellemesi ya da ötekileştirilme arasında gidip gelen, genellikle kendi hikâyesi değil de erkeklerin yan hikayesi olarak betimleniyorlar. Eğer iyi bir kadın sanatçıysanız muhakkak çatlak, uçuk kaçıksınızdır. Normal, aklı başında sanat üretmeyi tercih eden kadınların varlığı illa bir çatlaklık düşüncesiyle birleştirilir.

Sanatın seyircisi olarak kadın: Feminist bir izleyici nasıl olunur?

Aslında bütün bu sanat tartışmalarını, konuyu tam da buraya getirmek için yaptık. Biz kadınlar olarak ataerkil düzenin kodlarıyla üretilmiş olan sanata feminist gözle nasıl bakacağız? Eleştirel, feminist bir izleyici olmanın yolu iktidar ilişkilerini görmekten, kadının bir eserde nasıl konumlandırıldığını görmekten geçiyor. Tiyatroda, sinemada, televizyonda şiddet ilişkilerinin normalleştiği, güzellenip kutsandığı; kadınların, ezilenlerin yok sayıldığı eserleri “ahlakçılık” tuzağına da düşmeden eleştirel bir süzgeçten geçirerek izlememiz gerekiyor.

Bu konuda bize yardımcı olması için Özlem Hoca’nın söyleşide bizlere önerdiği bazı testlerden bahsedelim. Bu testler bize kadın karakterlerin kuruluşu, temsil edilme biçimleri hakkında önemli ipuçları sunuyor. Bu testleri biraz oyun, biraz da zihin jimnastiği olarak olarak düşünelim.

Russ Testi: Bu teste göre bir sanat eserinde birbiriyle rekabet etmeyen iki kadın karakter var mı diye bakmalıyız.

Betcdhel Testi: Bir eserde kadınların dramatik bir malzemenin ötesinde bir birey olarak temsil edilip edilmediğine bakmalıyız. Yani eserde en az isimlendirilmiş iki kadın var olmalı ve bu kadınlar birbiriyle konuşmalı.

Seyrin Feminist Filtresi - unnamed 2

Ellen Willis Testi: Cinsiyetleri tersine çevirince hikâye aynı etkiyi yaratır mı, değerinden bir şey kaybeder mi diye incelemeliyiz.

Seksi Lamba Testi: Bir kadın karakter yerine seksi bir lamba koyabiliyorsanız ve hikâye işlemeye devam ediyorsa buradaki kadın temsiliyeti sorunlu diye düşünmeliyiz.

Sanat tarihi bize kadınların bakılan, erkeklerin bakan olarak konumlandırıldığı bilgisini veriyor. Gözlerimize çekilmiş perdeleri öyle bir çırpıda söküp atmak kolay iş değil. Elbette modern yaşamın imkânlarıyla kadınlar ve erkekler aynı salonlarda, aynı atmosferi soludular, aynı yöne bakıp, aynı şeyi izlediler. Bütün bu eylemlerin kadınlar ve erkekler arasında bir tür eşitlik oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak örtülü bir şekilde kadınların ne izlediğini, nasıl yorum yaptığını, hatta yorum yapıp yapmayacağını şekillendiren ataerki, kadınların düşüncelerini rahat bırakmıyor.

Seyrin feminist filtresi, öyle salt beğenme-beğenmeme ilişkisiyle çalışmaz. Feminist eleştirinin özü ezme-ezilme ilişkilerini deşifre ederken direnme ve güçlenme stratejileri oluşturmada da yardımcı olur. Bu, elbette buraya yazdığımız gibi kolay bir şey değil. Belki bir kas gibi düşünmek, çalıştırdıkça çalışacağını, çalıştırmadıkça da güçsüzleşeceğini akılda tutmak gerekiyor.

  1. Tekinsiz vadi (uncanny valley) temelde bir robotun gerçek bir insan kadar olmasa bile, insana benzer niteliklerde görünmesi ve davranması karşısında yaşadığımız âni şaşırma, ürkme, tiksinti, nefret tarzı olumsuz tepkileri açıklamaya çalışan bir varsayımın adı. 
    Kaynak: Açık Bilinç ↩︎


TR