Birlikte Kazanmak için Yürüyoruz ! - WhatsApp Image 2025 07 02 at 10.21.06

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, yalnızca eğitim emekçilerinin özlük hakları1 için değil, aynı zamanda mesleki itibarın ve kamusal eğitimin niteliğinin korunması için mücadele eden bağımsız bir sendika. Gücünü, gönüllü emeğin kolektif iradesinden alan bu örgütlenme, Türkiye’de öğretmen emeğinin sistematik biçimde değersizleştirilmesine karşı yükselen en güçlü seslerden biri.

Taban maaş yasasının geri getirilmesi ve buna yönelik verilen sözlerin tutulması başta olmak üzere çeşitli taleplerle İstanbul’dan yola çıkan öğretmenler, Ankara’ya doğru adım adım ilerliyor. Biz bu söyleşiye başladığımızda yürüyüşün beşinci gününde Eskişehir’delerdi. Söyleşiyi yazıya dökerken ise, arkadaşımız İpek de dahil olmak üzere 22 öğretmen darp edilerek gözaltına alındı

Mor Dayanışma üyemiz ve aynı zamanda da  sendika üyesi olan İpek Karenfil de yürüyen kadınlar arasında. Sıcak demeden, yorulmak bilmeden yürüyen arkadaşımız İpek’in sesli notlarını Umay Alkaya yazıya dönüştürdü.

Mor Dayanışma olarak İpek’in, Selin’in, Rabia’nın ve yürüyüşteki  kız kardeşlerimizin adımlarının kararlılığını ve umutla yoğrulmuş mücadelelerini selamlıyoruz.

Önce biraz sizleri tanıyalım istiyorum. Bize kendinizden bahseder misiniz?

İpek: Ben İpek Karenfil, Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunuyum, 28 yaşındayım. Üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmenlik yapmak istedim fakat sürekli değişen formasyon düzenlemeleri nedeniyle oldukça zorlandım. Uzun çabalar sonucunda formasyonumu tamamlayabildim ve yaklaşık iki yıldır özel sektörde öğretmenlik yapıyorum.

Selin: Merhabalar, ben Selin Pir, İngilizce öğretmeniyim Kocaeli’nde çalışıyorum.

Rabia: Ben Rabia Atbaş. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Merkez Yönetim Kurulu Kadın Sekreteriyim. 15 yıldır Tarih öğretmenliği yapıyorum. Meslek hayatıma Bursa’da başladım, yaklaşık dört yıl önce ise İzmir’e, ailemin yanına döndüm. 

Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi ne zamandır sürüyor? Sizler bu sürece nasıl dahil oldunuz?

Rabia: Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi çok daha eskiye dayansa da, sendikamızın 2021 yılında kurulmasıyla birlikte bu mücadele örgütlü bir zemine kavuştu. Hepimiz aslında yıllardır aynı hayali kuruyormuşuz: “Keşke bir sendikamız olsa da bu haklarımızı birlikte savunabilsek.” Bir araya geldiğimizde bunun ne kadar ortak bir ihtiyaç olduğunu daha net gördük.

Selin: Sendika 4 yıl önce ağustos ayında kuruldu. Ben sürece başta uzaktan, üye olarak dahil oldum. Bir arkadaşımın önerisiyle sendikaya üye olmuştum. Ancak 29 Ocak’ta gerçekleştirdiğimiz eylemden sonra aktif görev almak istedim. O süreçten sonra Sakarya’da yaşıyor olmam sebebiyle Sakarya İl Temsilciliği sorumluluğunu aldım. Mücadelenin içinde yer almam bu şekilde başladı.

İpek: Ben de sendikanın üçüncü konferansından sonra yapılan çağrıyla dahil oldum, bu neredeyse altı yedi ay önceydi. Mezun olalı uzun zaman olmuştu ama özel sektörde işe girdiğimde karşılaştığım düşük ücretler ve güvencesizlik nedeniyle öğretmenliği bırakıp başka işlerde çalışmak zorunda kaldım. Ancak sendikanın varlığı, beni yeniden bu mesleğe dönmeye ve mücadeleye dahil olmaya itti diyebilirim. Başta biraz uzaktan takip ediyordum ama sorunların yakıcılığı arttıkça, işsiz kalmayı da göze alarak bu yapının parçası olmak istedim.

Yürüyüş fikri nasıl ortaya çıktı? Bu kararı nasıl aldınız?

Rabia: Geçen yıl Meclis Parkı’nda tam 52 gün süren bir nöbet eylemi gerçekleştirdik. Tüm haklarımız için oradaydık. O süreçte bize gerek bakan gerekse komisyon üyeleri tarafından sözler verildi; taban maaş hakkımızın yönetmeliğe konacağı, öğretmenlerin özlük haklarının güvence altına alınacağı söylendi. Ancak zaman geçtikçe bu sözlerin tutulmadığını, hatta kamuoyuna verdikleri beyanlarda da bu vaatleri tamamen reddettiklerini gördük.

İpek: O nöbetin ardından geçen bir yıl boyunca somut hiçbir adım atılmadı. Aksine, sendikamız 10 No’lu “torba iş kolu”na geçirilerek toplu iş sözleşmesi yapma hakkımız fiilen gasp edildi. Bu, sadece verilen sözlerin tutulmaması değil, doğrudan kazanımlarımızın geri alınması anlamına geliyordu. Bu noktada artık bıçak kemiğe dayanmıştı ve yürüyüş fikri tam da buradan doğdu.

Selin: Sendika olarak yıl içinde yerellerde çok sık fiili eylemler yapamıyoruz. Mücadelemiz sadece üyelerimiz için değil, tüm özel sektör öğretmenleri adına yasal hakların kazanılması mücadelesi. Bu da bizi daha merkezi eylemlere yönlendiriyor. Geçen yılki nöbetten sonra bu yıl için daha görünür ve etkili bir şey yapmamız gerektiğini düşündük. Böylece Ankara’ya doğru yürüyüş kararı ortaya çıktı.

Gittiğimiz her şehirde sendika üyelerimiz, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen’den öğretmenler, demokratik kitle örgütleri, üniversite öğrencileri ve sosyalist yapılar tarafından karşılanıyoruz.

Birlikte Kazanmak için Yürüyoruz ! - AD 4nXcxo04XgWaJ7Hmz2AZd9EWvTKAKcOCfO2x3 GKm4H0CmJXFVPrvtz2Q44youhYbgxb2dnsu6ZIPlgSPOoCK9AoPmZ8j9Ady88AarZDgPe68jgWJu8uHqm4iKXROhD4dKA?key=Nhj61p jv1IlF4BEKBisBA

Bize biraz yürüyüşten bahseder misiniz? Güzergâh nasıl, günlük yaşam nasıl geçiyor? Nelerle karşılaşıyorsunuz?

İpek: Yürüyüş gayet güzel gidiyor. Aslında bu yürüyüşten önce bir kampanya başlatmıştık. Kampanya devam ederken yürüyüş kararı aldık. İstanbul’da, sendikanın genel merkezi önünde saat 15’te  yürüyüşe başlama çağrısı yapmıştık ama saat 12’de valilikten yürüyüşümüzün yasaklandığına dair haber geldi. Biz geri adım atmadık. Genel merkezin önünde üyelerimizle, bizi desteklemeye gelen dostlarımızla coşkulu bir başlangıç yaptık. İstanbul çıkışına kadar zaman zaman engellemelerle karşılaştık ama buna rağmen yürüyoruz.

Gittiğimiz her şehirde sendika üyelerimiz, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen’den öğretmenler, demokratik kitle örgütleri, üniversite öğrencileri ve sosyalist yapılar tarafından karşılanıyoruz. Balkonlardan bizi alkışlayan çocuklar, veliler, oluyor. Bu karşılaşmalar çok kıymetli.

Yolda başka direnişlerle de yan yana geldik. Gebze’de DYO fabrikasında grevde olan işçilerle birlikte yürüdük. “Öğretmenler yürüyor, mücadele büyüyor!” sloganını onlar bizim için attı. Eskişehir’de ise Harb-İş’in eylem çadırıyla karşılaştık. Eskişehir Anadolu Üniversitesi öğrencileri “Öğretmenimizin yanındayız!” diyerek yürüyüşümüzü selamladı. Bu temaslar bizim için çok anlamlı. 

Selin: Ben yürüyüşe ikinci gününde dahil oldum. Kocaeli’nde çalıştığım için arkadaşlarımı orada karşıladım. Güzergâhta küçük değişiklikler yaptık, ilk karşılaştığımız şehir Kocaeli’ydi ve oradaki karşılamalardan sonra daha çok üyemizin bulunduğu şehirleri güzergâha ekledik. Sabah kahvaltıdan sonra, o gün hangi kuruma gideceksek oraya yürüyoruz, teşhir yapıp basın açıklamaları yapıyoruz. Karşılamalar varsa onlarla vakit geçiriyoruz. Akşamları ise bir sonraki günün planlamasını yaparak günü tamamlıyoruz. Tempolu ama dinlenmeye de vakit ayırabildiğimiz bir yürüyüş oluyor.

Rabia: Yürüyüşe Kadıköy’deki sendika genel merkezimizden başladık. Sırasıyla Kartal, Gebze, İzmit, Bursa, Bozüyük, Eskişehir ve Polatlı’dan geçerek Ankara’ya ulaşacağız.  Bugün 1 Temmuz ve yürüyüşün son günündeyiz. Ankara’daki sendika binamızda arkadaşlarımız bizi karşılayacak. Her şehirde çok güçlü bir dayanışmayla karşılaştık. Bu, hem moralimizi yükseltti hem de yürüyüşün sadece bir fiziksel yolculuk değil, ortak bir mücadelenin taşınması olduğunu yeniden hissettirdi.

Son yıllarda direnişlerde kadınların daha görünür olduğunu, hatta birçok yerde öncülüğü taşıdığını görüyoruz. Bu yürüyüşte de benzer bir tablo dikkat çekiyor. Kadınlar bu yürüyüşün neresinde duruyor sence? 

İpek: Son yıllarda, birçok direnişte olduğu gibi, bu yürüyüşte de kadınlar oldukça görünür. Sadece yürüyüşün fiziksel varlığında değil; karar alma süreçlerinde, söz üretme zeminlerinde, örgütlenmenin her aşamasında kadınlar aktif. Öğretmenlik genel olarak kadınların yoğun olduğu bir meslek, fakat bu yoğunluk sendikamızda yalnızca sayı değil, aynı zamanda söz ve irade anlamında da kendini gösteriyor. Kadın komisyonumuzun öncülüğünde, öğretmen kadınların yaşadığı sorunlara dair ortak bir mücadele yürütüyoruz.

Selin: Gerçekten de sendikamızda üyelerin büyük bir çoğunluğu kadın. Öğretmenlik toplumsal olarak da kadınlarla özdeşleştirilen bir meslek. Bu durum örgütlenme içinde de kendini gösteriyor. Karar süreçlerinde kadınlar yalnızca temsil edilmiyor, yön veriyor. Ben de genel sekreterlikte çalışan kadın üyelerden biriyim. Açıklamalarda, görüşmelerde çoğu zaman sözü kadınlar alıyor. Bu da aslında sendikamızın ortak akılla ve eşit temsille ilerlediğinin bir göstergesi.

Rabia: Sendikamızda kadınların sayıca çokluğu, onların mücadelenin her safhasında yer almalarını da beraberinde getiriyor. “Kadınlar mücadele etmez, evde oturur.” gibi kalıp yargıları çoktan geride bıraktık. Eylemlerde, planlamalarda, yürüyüşün ön saflarında kadınlar var. Bu yüzden, sendikamız bizim için bir konfor alanı gibi burada kadınlar hem özne hem örgütleyici. Eşit söz hakkı, ortak karar alma ve dayanışma pratikleri bizler için sadece bir hedef değil, zaten pratiğe geçmiş bir gerçeklik.

Birlikte Kazanmak için Yürüyoruz ! - AD 4nXcp1PhVRqaLv9LgT lVWDKwDkhaYhdX1F2UjBgfBwRbfvFNdxzc6bEXqn 2 cvIi8NfDn4yFWjAbhzb0E45PaOzhxqHImZwEZbY 7F6dMpQCaPn9pAi4AJ1l00 qdPSmgvNumZQbA?key=Nhj61p jv1IlF4BEKBisBA

Kadın Komisyonu sadece bir yan oluşum değil; sendikanın ana damarlarından biri.

Sendikanızda bir kadın komisyonu olduğunu biliyoruz. Bu komisyon nasıl kuruldu, neler yapıyor? Kadınlar sendika içinde nasıl bir söz ve karar gücüne sahip?

Selin: Evet, sendikamızda bir kadın komisyonu var. Sendika kurulduğundan beri var ve tüzüğümüzde de ifadesi olan bir yapı. Sadece kadın öğretmenlerin değil, zaman zaman velilerin yaşadığı sorunları da birlikte tartışabildiğimiz bir alan burası. Komisyon; kadın öğretmenlerin yalnızlaşmasının önüne geçmek, ortak deneyimleri paylaşmak ve birlikte örgütlenmek için çok kıymetli bir zemin oluşturdu. Yerellerde toplantılar düzenliyoruz, eğitim etkinlikleri yapıyoruz, kimi zaman da sadece dertleşmek için bir araya geliyoruz. Bu buluşmalar sendikal mücadele içinde kadınların birbirine tutunmasını ve güçlenmesini sağlıyor.

Kadın üyelerin sayısı zaten çok fazla. Yönetimde de çok sayıda kadın var ve karar süreçlerine doğrudan katılıyorlar. Kararlar çoğunlukla ortak akılla alınıyor ama bir açıklama yapılacaksa genelde bir kadın arkadaşımızın yapması tercih ediliyor. Bu durum sadece temsili değil, gerçek bir karar gücüne işaret ediyor. Sendikaya yön veren bir yerde olduğumuzu hissediyoruz.

Rabia: Komisyon olarak şimdiye kadar birçok etkinlik gerçekleştirdik. Özellikle bu dönem yaptığımız hukuk eğitimi bizim için çok önemliydi. Kadınların hukuki hakları konusunda bilinçlenmesini sağlamak, cinsiyet eşitliği ve iş güvencesi gibi konularda bilgi edinmek için avukatlarımızdan destek aldık. Bu eğitimleri önce temsilcilerimize, sonra tüm üyelerimize ulaştırmayı hedefliyoruz. Komisyon; kadınların yalnız olmadığını hissettiği, dayanışmayı büyüttüğü bir alan.

Sendikamızda kadınların söz ve karar gücü sadece teorik düzeyde değil, pratiğe de geçmiş durumda. Hepimiz eşit şekilde söz hakkına ve eylem planlarında yer alma imkanına sahibiz. Kadınların kendilerine özel alan açmak için çaba sarf etmesine gerek kalmıyor çünkü biz zaten bu yapının kurucu öznesiyiz. Sendikamız bizim için bir konfor alanı gibi; burada sözümüz değer görüyor, emeğimiz karşılık buluyor.

İpek: Ben kadın komisyonunun kuruluş sürecinde doğrudan yer almadım ama şimdi yürüttüğü çalışmalara aktif olarak katılıyorum. Komisyonun öncülüğünde, kadın öğretmenlerin yaşadığı sorunlara dair politik hattımızı ortaklaştırabiliyoruz. Bu yapı, sadece bir yan oluşum değil; sendikanın ana damarlarından biri. Sendikanın karar mekanizmalarında kadınların varlığı çok belirgin. Yürüyüş boyunca her açıklamada, her kurum teşhirinde kadınlar söz aldı. Kadınlar bu yürüyüşte sadece fiziksel olarak değil; sözüyle, iradesiyle ve politik talepleriyle ön plandaydı. Aynı durum sendika içinde de geçerli: kadınlar sadece sayıca fazla değil, aynı zamanda yön veren bir pozisyonda duruyorlar.

Erkek meslektaşlardan farklı olarak kadın öğretmenlerin yaşadığı ne gibi sorunlar var?

İpek: Kadın öğretmenler, erkek meslektaşlarına kıyasla çok daha fazla mobbing ve görünmeyen iş yüküyle karşı karşıya. Kurumlarda öğretmenliğin yanı sıra sekreterlik de yaptırılıyor bize. Aslında başka pozisyonlara ait işler örneğin velileri aramak, çocukları kayıt için aramak, broşür dağıtmak gibi işler de kadın öğretmenlere yükleniyor. Bu işleri yapmadığınızda mobbinge uğruyorsunuz. Bunların sizin göreviniz olduğu varsayılıyor. İşin doğasında sanki bu fazladan yük varmış gibi davranılıyor. Üstelik hâlâ regl izni gibi temel hakları konuşabilecek durumda bile değiliz, çünkü o noktaya gelmeden zaten güvencesizlik içinde ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Selin: Bu farklar toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız değil. Kadın öğretmenler olarak hem evde hem işte ekstra sorumluluk taşıyoruz. Çocuğun eğitimi, bakım işleri gibi konular hâlâ doğrudan kadınların omuzlarına yükleniyor. Ayrıca, sadece kadın olduğumuz için daha düşük maaş teklif edildiği durumlar oluyor. Bazı özel okullarda çocuklara yönelik indirim politikaları nedeniyle kadın öğretmenler tercih edilse de bu pratikler aslında kadınların ücret ve hak eşitsizliklerini meşrulaştırıyor. Eğitim alanında yöneticilerin çoğu da kadın olmasına rağmen, bu yapısal sorunlar çözülmüş değil.

Rabia: Kadınlar işe alınma sürecinden itibaren ayrımcılıkla karşılaşıyor. Görüşmelere gittiğimizde “Evlenmeyi düşünüyor musun?”, “Hamile kalmayı düşünüyor musun?” gibi sorularla karşılaşıyoruz. Bu soruların amacı çok açık: Eğer evlenecek ya da çocuk sahibi olacaksan, işe alınmamalısın. Çünkü doğum izni, evlilik izni gibi haklar kurumlar tarafından kayıp olarak görülüyor. Üstelik kıyafetimize kadar her şeye müdahale ediliyor. Baş örtümüzden eteğimize kadar nasıl göründüğümüze karışılıyor. Asgari ücretle çalışmamıza rağmen “şık” olmamız bekleniyor. Ama biz onların belirlediği gibi görünmek ya da konuşmak zorunda değiliz. Bu baskıcı anlayışa karşı duruyoruz.

Kadınlar olarak ayrıca neler talep ediyorsunuz, neleri görünür kılmak istiyorsunuz?

Selin: Kadın öğretmenler olarak, sendikanın genel taleplerini taban maaş hakkı, belirsiz süreli sözleşme, ayrı bir iş kolu kurulması ve kamuyla özlük haklarında eşitlenme gibi birlikte savunuyoruz. Ama aynı zamanda kadınlara özgü taleplerimizi de görünür kılmak istiyoruz. Kreş hakkı, regl izni, doğum ve emzirme izinlerinin sadece kâğıt üzerinde kalmayan biçimde uygulanması gibi hakların gündemleşmesi gerekiyor. Amacımız sadece bireysel hikâyeleri anlatmak değil, bu sorunların yapısal olduğunu göstermek ve bunlara karşı örgütlü bir hat örmek.

Rabia: Kadınlar olarak dört temel talebimiz var ve bunlar gerçekleştiğinde çok daha güçlü bir pozisyona geleceğimize inanıyoruz. Birincisi, eşit işe eşit ücret anlayışıyla taban maaş hakkımızın tanınması. 2014’e kadar kamudaki öğretmenlerle aynı özlük haklarına sahiptik ama bu hakkımız elimizden alındı. İkincisi, belirsiz süreli sözleşme talebi. Bugün fiilen 10 aylık sözleşmeler dayatılıyor ve yaz maaşlarımız gasp ediliyor. Üçüncüsü, torba iş kolundan çıkarılıp açık öğretim ve güzel sanatlar gibi kendi iş kolumuzda örgütlenme hakkımızın tanınması. Dördüncüsü ise kamuyla tüm özlük haklarında eşitlik. Çalışma saatlerinden eğitim ödeneğine, yeşil pasaporttan sosyal haklara kadar.

Yolumuz üzerindeki kurumlar suç mahalli.

Birlikte Kazanmak için Yürüyoruz ! - AD 4nXc9YplLXIA8oOmOH3 jh42wsI5VgP7p1ydkS8XYCqjY1pEXr9sPbcsUWY88Ld4iK22tUi n0onAEHS7ym 46tMEl8Pp8Lq4Vhj0tThSsH3bMwK5iRjYmOmPAFnyBpeLAsOqoAdvQ?key=Nhj61p jv1IlF4BEKBisBA

Sosyal medyada da gördük, yürüyüş sırasında uğradığınız kurumlar önünde eylemler yapıyorsunuz. Bu fikir nasıl doğdu, onu da anlatabilir misiniz?

İpek: Yürüyüş güzergâhımız aynı zamanda bir teşhir hattı gibi işliyor. Yolumuz üzerindeki kurumların çoğu aslında şuç mahalli. Belirli süreli sözleşmelerle öğretmen çalıştıran ve öğretmen emeğini istismar eden yapılar. Biz de bu kurumları doğrudan teşhir ederek ilerliyoruz çünkü sorunlarımızın somut kaynakları bunlar. O kurumların önüne gidip açıklamalar yapıyoruz. Bu kurumların sahipler olan Metin Özer, Ahmet Akça ve İbrahim Taşel gibi isimler hem Cumhurbaşkanlığı Eğitim Komisyonu’nda görev alıyor hem patron derneklerinin başkanlığını yapıyor hem de sınav sisteminde söz sahibi. Yani yasa koyucu, patron ve uygulayıcı aynı kişide birleşiyor. Bu süreçten yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı değil; Metin Özer, Ahmet Akça ve İbrahim Taşel de doğrudan sorumludur. 

Selin: Evet, bu eylemler tamamen planlı ve bilinçli bir tercihti. Çünkü eğitim alanında gücü elinde tutan yapıların büyük kısmı, yalnızca ticari değil aynı zamanda siyasi bağlantılara sahip. Franchise (bayilik) sistemiyle işletilen özel okulların sahipleri, çoğu zaman eğitim komisyonlarında ya da cumhurbaşkanlığı danışma kurullarında yer alıyor. Biz bu okullarda yaşanan hak gasplarını yalnızca bireysel bir sorun gibi değil, sistematik bir sömürü biçimi olarak ele alıyoruz. Bu nedenle, isim hakkı kimdeyse ona doğrudan sesleniyoruz. O kurumların yalnızca öğretmenlere değil, eğitimin bütününe zarar verdiğini göstermek istiyoruz.

Rabia: Bu fikir zaten bizim sendikal mücadele anlayışımızın içinden doğdu. Biz sadece öğretmenlerin bireysel mağduriyetleriyle değil, bu sorunların yapısal nedenleriyle ilgileniyoruz. Kurumlara seslenmek ve onları teşhir etmek bizim için sadece bir protesto biçimi değil, öğretmen emeğini değersizleştiren sistematik düzenin ifşasıdır. Ankara’ya yürürken bu güzergahta karşımıza çıkan her “suç mahallini” görünür kılmak istedik. O yüzden bu eylemler yürüyüşün doğal bir parçasıydı ve mücadelemizin merkezinde duruyor.

  1.  Çalışanın maaş, izin, çalışma saatleri, sigorta gibi yasal güvenceleri. ↩︎

TR