Kadınlardan Çağrı: Kadınlardan İtaat Yok, Sokaklar Var



Kadınlardan Çağrı: Kadınlardan İtaat Yok, Sokaklar Var - 19 mart cagri 1

📷 Uğur Yıldız

19 Mart Çarşamba günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberinde 106 kişi hakkında verilen gözaltı kararıyla uyandık. Diploma iptalleri, seçilmiş bir başkanlığın daha kayyım riskiyle karşı karşıya gelmesi özellikle üniversitelerde ve ülkenin pek çok yerinde büyük eylemliliklere dönüştü.

En karanlık günlerde bile sokağa çıkan, sözünü söyleyen kadınlar için olduğu gibi hakları gasp edilen tüm yurttaşlar için de sokaktan başka bir yol olmadığına, üniversiteli öğrencilerin öncülüğünde hepimiz tanık oluyoruz.

Bugün dünyanın her yerinde demokrasi mücadelesinin bir parçası olan kadınların, hak gasplarına karşı nasıl konumlanması ve mücadele etmesi gerektiğini TÖP Sözcüler Kurulu Üyesi DEM Mersin Milletvekili Perihan Koca, Emek Partisi Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Kampüs Cadıları’ndan Seçil Murtazaoğlu ve Mor Dayanışma’dan İrem Kayıkçı ile konuştuk.

Faşizm karşısında kurtuluş sandıkla değil, halkın ortak mücadelesi ve direnişinde yatıyor

Perihan Koca süreci “19 Mart operasyonuyla heybedeki darbe ortalığa salındı. Bizzat saraydan yürütülen, Ekrem İmamoğlu’nu aşan saldırı hamlesi, faşizm yürüyüşünü hızlandıran halk iradesine darbe mahiyetinde kritik bir adım. Elbette, 19 Mart operasyonu gökten zembille inmedi. Hepimizin gözleri önünde adım adım faşistleşme süreci işlendi. Kayyımlarla, kumpas operasyonlarla, tutuklamalarla, binlerce kişilik torba soruşturma dosyalarıyla faşist rejimin kolonları sağlamlaştırıldı.” şeklinde tanımladı.

“Derin yoksulluk koşullarında, devletin tüm imkân ve aygıtlarını halka karşı kullanan, filli OHAL ve yasasızlık ikliminin kalıcılaştığı bir zeminde, ardışık şok hamleleriyle halkın üzerine sistematik olarak devlet şiddeti, saldıran bir iktidar pratiği var karşımızda. Ve bu darbelerle ilerleyen faşistleşme süreci, seçim sandığıyla demokrasiye havale edilemez. Faşizm karşısında kurtuluş sandıkta değil, halkın ortak mücadelesi ve direnişinde yatıyor.” diyerek  faşizmin matematiğinin sandıkla işlemeyeceğini ekledi.

Perihan Koca provokasyonlara karşı uyararak şunları söyledi: “Kitlesel sokak eylemlerine tanık oluyoruz ve artık kendisini gizleyemeyen, sokağa taşan geniş bir öfkenin dile gelişine tanık oluyoruz. Olayların gidişatı ve akıbeti için bir şey söylemek için çok erken ama nedenlerine dair çok şey söyleyebiliriz. Kitleyi sokağa taşıran tek olay İmamoğlu olayı değil ve belki de bu yalnızca bardağı taşıran son damla idi. Uzun bir süredir halkın sinir uçlarına dokunan bir iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bugünlerde sokaklar Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonlarla birlikte dolsa da içerik çok daha fazlasıdır. İçerik bu katliam ve soygun düzenine karşı öfkeyle yüklüdür. Bu katliam ve soygun düzeni kadınların kanı ve kadınların karşılıksız el koyulan emeği üzerine yükselmiştir. Aile yılı olarak ilan edilen 2025 kadın cinayetlerinin zirvesinin yaşandığı bir döneme denk gelmesi itibariyle zaten yeterince manidardır.

Öte yandan kadın mücadelesinin yarattığı çarpan etkisiyle iyice öfkelenen siyasi iktidar kadınlara daha sert saldırılar konseptiyle yüklü bir aile yılı konseptini yaşama geçirmeye çalışmaktadır. Rejimin faşist dönüşümünün son evresine girilirken bu son evrenin dönülmesi hâlinde ortaya çıkacak olan koyu karanlığın kadınlara kat kat cinayet, baskı, şiddet ve sömürü olarak dönüşeceğini bilmeyen yok. Kendiliğinden ortaya çıkan sokak eylemlerinde kadınların meşru ve yaşamsal haklarını savunacağımız aşamalar olacaktır. Kadınların yıllara yayılan mücadele pratiklerinden süzülen sloganların, genel kadın kitlesi talepleri olması için mücadele etmeliyiz.

Sokağa çıkan kendiliğinden bilincin, kadınların haklarını garanti altına alan bir kendinde bilince evrilmesi için mücadele etmeliyiz.” 

Gezi’deki deneyimi ve başarıyı hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Karşımıza birçok gerici argüman sunulacak; ırkçı, milliyetçi ya da erkek egemen argümanlar bu sokak eylemlerinde aleyhimize kullanılacaktır. Bunlar olayların akışı içerisinde normaldir. Bize düşen bu girişimleri dönüştüre dönüştüre, kazanımlar elde ederek, kitle hareketi içerisinde mevziler kazanarak hareket etmek. İçinden geçtiğimiz olağanüstü günlerde halkın tepkisini sokakta, yaşam alanlarında, mücadelenin içinde özneleşerek örgütlemesi ülkenin geleceği için de tayin edici önemdedir.”

Demokrasi mücadelesi, aynı zamanda kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesidir

Sevda Karaca tek adam rejiminin sermaye düzenini ayakta tutmak için sürdürüldüğünü söyleyerek “Ekonomik ve toplumsal politikalar,  iktidarın ‘iç cephe’ tahkimi aşamasında daha ağır bir sindirme mekanizmasına dönüşmüş durumda. İktidar, geniş halk kesimleri nezdinde desteğini kaybettiğini görüyor. Ancak bu kaybı tersine çevirecek toplumsal bir meşruiyet zemini yaratamıyor. Çünkü yürüttüğü ekonomi politikaları, sermaye sınıfı lehine derinleşen bir yoksulluk üretirken, toplumsal baskıyı artıran faşizan yönetim anlayışı halkın en temel demokratik taleplerini bile tehdit olarak algılıyor. Bu nedenle iktidar, çözümü halkın taleplerini karşılamakta değil, karşısında güç biriktiren her odağı dağıtmakta, sindirmekte ve etkisizleştirmekte arıyor.”

“İktidarın baskı politikalarının en görünür hedeflerinden biri ise kadınlar.” diyen Karaca sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü kadınlar, hem ekonomik krizin en ağır yükünü taşıyan kesimlerden biri hem de toplumsal mücadelede belirleyici bir özne. İktidarın kriz dönemlerinde otoriterleşmesi, bir yandan hak gasplarını artırırken diğer yandan özü itibariyle ataerkil olan kapitalist düzenin krizden çıkış stratejisi olarak kadın emeğini ve bedenini daha da denetim altına almayı hedefliyor. Artan yoksulluk kadınları daha güvencesiz çalışmaya, daha düşük ücretlere ve daha ağır sömürü koşullarına mahkûm ederken, aynı zamanda erkek egemen sistemin kadına yönelik şiddet mekanizmalarını da tahkim ediyor. Bu sürecin öne çıkan ehlileştirme yöntemi ise devletin bu eşitsizlikleri gidermek yerine, kadınları haklarından mahrum bırakmayı kurumsallaştıran politikalar üretmesi.

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması, yalnızca bir belediye başkanına dönük hukuksuzluk değil, halkın iradesine karşı sürdürülen sistematik müdahalenin bir parçasıdır. Sandıkta kazanamadığını yargı yoluyla telafi etmeye çalışan iktidar, halkın seçme ve seçilme hakkını fiilen ortadan kaldırırken, bu süreç en çok da kadınları etkiliyor. Çünkü kadınlar için demokrasi, sadece oy vermekle sınırlı değil; yerel yönetimlerden sosyal haklara, yaşamın her alanında eşit yurttaş olabilmek demek. Seçilmişlerin yetkilerini gasp eden bir iktidar, kadınların siyasete katılımını, sosyal destek mekanizmalarını ve şiddetle mücadele araçlarını da yok ediyor.  

Kadınların belediyeler eliyle kazandığı dayanışma merkezleri, sığınma evleri, kreşler ve istihdam olanakları tam da bu yüzden hedef alınıyor. Kayyumlar atanırken ilk işin kadın politikalarını tasfiye etmek olması tesadüf değil; bu, iktidarın kadınları ev içine hapsetme anlayışının bir devamı. 

Bugün kadınlar açısından mesele yalnızca seçme ve seçilme hakkının kâğıt üzerinde tanınması değil; bu hakkın içinin nasıl boşaltıldığı, siyasi temsiliyetin nasıl fiilen engellendiği ve kadınların kamusal alandan dışlanmasının nasıl meşrulaştırıldığıdır. Kadın hareketinin örgütlü mücadelesi bu nedenle yalnızca bir hak savunusu değil, doğrudan rejimin baskı stratejilerini boşa çıkaran bir dinamik olarak da görülmeli. Kadınlar, bu sistemin en temel çelişkilerini yaşadıkları için, en geniş toplumsal mücadelelerin içinde kendilerini daha ileride konumlandırıyorlar. Halkın iradesi gasp edilirken, kadınların kazanımlarının da sessizce geri alınmasına izin vermeyeceğiz. Demokrasi mücadelesi, aynı zamanda kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesidir. Halkın seçtiğini yargı darbesiyle devre dışı bırakmaya çalışanlara karşı, kadınların ve tüm toplumun örgütlü gücüyle direnmekten başka yol yoktur.”

Kadınların evlere, ailelere hapsedilmesinin önünü açan kararlardan birine daha, kadınların iradesinin gasp edilmesine karşı ses çıkardık!

Kadınlardan Çağrı: Kadınlardan İtaat Yok, Sokaklar Var - 19 mart cagri 2

Kampüs Cadıları’ndan Seçil Murtazaoğlu, diploma iptallerinin üniversiteli kadınlar için ne anlama geldiğini şöyle anlattı: “AKP-MHP iktidarının yıllardır sürdürdüğü ‘hukuk, medya, yasama organları bizdeyken istediğimizi yaparız!’ politikasının zirveye çıktığı bir momentteyiz. Demokrasiden, özgürlükten yana halkın tüm umutlarını yok ederek ülkede sermayenin diktatörlüğünü zor yoluyla kurmak için adım adım ilerliyorlar. İmamoğlu ile 28 kişinin diplomasının iptal edilmesi özellikle üniversiteli gençler için şunu gösteriyor: Kurtuluş yolumuzu gördüğümüz üniversiteler dahi artık AKP-MHP iktidarının kontrolünde. Ne çok iyi üniversitelerden diploma almak ne çok çalışmak yaşamlarımızı garanti altına alıyor. Eğitimin giderek özelleştirilmesi ve değersiz hâle getirilmesiyle beraber de genç kadınlar evliliğe, aile içerisindeki şiddet ve sömürü sarmalına itiliyor. İşte bu yüzden diploma iptallerinin genç kadınlar nezdinde evlilik, aile zincirlerinden kurtulma imkanlarının giderek yok olması anlamı taşıyor. Fakat kurtuluşumuzun da feminist mücadelede olduğunu biliyoruz. Yani, 19 Mart sabahında salt diploma iptaline ses çıkarmadık! Kadınların evlere, ailelere hapsedilmesinin önünü açan kararlardan birine daha, kadınların iradesinin gasp edilmesine karşı ses çıkardık! Mücadeleye devam! Bir an bile özgürlüğümüzden vazgeçmeye niyetimiz yok!”

Mor Dayanışma’dan İrem Kayıkçı yaşananları “Uzun zamandır tespitini yaptığımız faşizmin kurumsallaşması sürecinde AKP-Saray rejimi bir taş daha döşemiş oldu. 19 Mart günü İBB’ye ve Ekrem İmamoğlu’na yapılan siyasi operasyon iktidar gibi düşünmeyenlere, uzun zamandır ekonomik kriz içerisinde ezilen işçilere, yaşamak için mücadele eden kadınlara ve LGBTİ+’lara, muhalif demokratik kitle örgütlerine de mesaj verme çabasıdır.

Devletin tüm kurumlarını iktidar alanının oyun bahçesine çeviren AKP’nin meşruiyet ve oy kaybı arttıkça şiddet ve baskı da artıyor. Demokratik, anayasal hakları gasp eden, torba yasalarla halkın kaynaklarına çöken, işçilere kölece çalışma ve açlık koşullarına mahkum ederken sermayeyi daha da zenginleştiren, kadınların hayatlarını hiçe sayarak aile kutsaması ile kadınların bedenlerini, emeklerini köleleştirmek isteyen, gençleri geleceksizliğe ve itaate zorlayan bir düzeni kurmak isteyen Erdoğan iktidarı saldırılarına devam ediyor. Bir gün içerisinde yerinden oynayan kurlar yine bir avuç erkeği, tek adamı daha çok zengin ederken biz emekçiler, kadınlar daha da yoksullaştık.” şeklinde ifade etti.

Kadınlar için örgütlü mücadelenin önemini vurgulayan Kayıkçı “O saldırdıkça öfkemiz büyüyor, sokaklar doluyor, mücadele büyüyor! Örgütlü bir güçle bu gidişata dur diyebiliriz. Kadınlar; savaşlardan, yoksulluktan, göçten, demokratik olmayan her karardan daha fazla etkileniyor. Kadınlar olarak uzun zamandır haklarımıza karşı saldırılar karşısında her zaman sesimizi yükselttik. Bugün de toplumsal bir hak gaspına karşı sokakları dolduruyoruz. Van, Hakkari, Batman kayyımlarına karşı mücadeleyi büyütürken gördüğümüz gibi İBB’ye kayyım atanması durumunda ilk olarak kadın kurumlarının kapatılacağını, kadın kazanımlarının gasp edileceğini biliyoruz. Bu antidemokratik uygulamaların, hukuksuz kararların kadınların hayatlarını nasıl bir tehlikeye attığının da kadınlar farkında. Kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak antidemokratik kararların, tek adam rejiminin karşısında sokaklara çıkmaya, örgütlenmeye ve özgürlük mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.” dedi.


EN