Akın Gürlek’in, Adalet Bakanlığı görevine atanmasının hemen ardından katıldığı bir programda tutukluların avukatlarıyla görüşmelerini “fazlalık”, bunu da bir “kanun boşluğu” olarak tanımlaması, savunma hakkını doğrudan hedef alan bir yaklaşımın açık ifadesidir.
Biz bu tabloya uzaktan bakmıyoruz. Yargının savunma ayağı olarak, tutukluluğun uzun süredir fiilen cezaya dönüştürüldüğünü; avukat–müvekkil ilişkisinin sistematik biçimde kuşatma altına alındığını ve savunmanın yargılamanın kurucu unsuru olmaktan çıkarılmak istendiğini bizzat yaşıyoruz.
Tutuklu, hükümlü değildir. Avukatla görüşme bir ayrıcalık değil, masumiyet karinesinin ve adil yargılanma hakkının zorunlu sonucudur. Bu hakkın “düzenleme boşluğu” olarak sunulması, hukuki bir tespit değil; savunmayı zayıflatma ve yargılamayı tek taraflı hale getirme iradesidir. Bu yaklaşım, kadın tutuklular açısından da ayrıca tehlikelidir. Cezaevlerinde kadınların maruz kaldığı cinsiyet temelli hak ihlalleri, sağlık hakkına erişim engelleri ve keyfi uygulamalar çoğu zaman ancak avukat görüşmeleri sayesinde görünür hale gelmektedir. Özellikle siyasi davalarda tutuklu bulunan kadınların yaşadıkları, feminist ve muhalif avukatlar aracılığıyla kamuoyuna taşınmaktadır.
Avukat–müvekkil görüşmelerini hedef alan her söylem, savunma hakkıyla birlikte kadınların yaşadıklarının duyulmasını ve denetlenmesini de hedef almakta, kadın tutukluları daha da yalnızlaştıran bir işlev görmektedir.
Ülkenin hukuk sorunu savunmanın “fazlalığı” değildir.
Sorun, hukuksuzluğun olağanlaştırılmasıdır.
Sorun, tutukluluğun baskı ve cezalandırma aracına dönüştürülmesidir.
Sorun; itiraz edenin, konuşanın, savunanın hedef alınmasıdır.
Mor Dayanışma Hukuk Komisyonu olarak açıkça ifade ediyoruz:
Savunma daraltılarak adalet tesis edilemez.
Avukatı sorun ilan ederek yargı düzelmez.
Bu yaklaşımı kabul etmiyoruz.
Savunma hakkına yönelik her söylemin ve her adımın karşısında duracağımızı kamuoyuna ilan ediyoruz.






