Bir Festival Geldi Geçti: Evvel Temmuz’un Ardından - WhatsApp Image 2025 07 21 at 12.00.58

Bu yıl da Evvel Temmuz Festivali, Hatay’ın Samandağ, Serinyol ve Defne ilçelerinde gerçekleşti. Festivali gençlerle, kadınlarla, çocuklarla ve halkla omuz omuza örgütledik. Bu yazıya festivalin kendisinden önceki süreci anlatarak başlamak istiyorum. Çünkü en az festivalin kendisi kadar, onu birlikte planladığımız o günler de bizim için çok kıymetliydi.

Haftalar öncesinden, her çarşamba sabahı saat 9’da bir araya gelmeye başladık. Gündemimiz belliydi: Festivalin tarihini, içeriğini, sahnesini, havasını, ruhunu birlikte yaratmak. Festivali planlarken programları mümkün olduğunca güneşin yakmadığı saatlere denk getirmeye çalıştık. Konserlerde insanlar ayakta kalmasın diye sandalye aradık, bulduk, taşıdık. Güvenlik için gönüllülerden birkaç kişiyi görevlendirdik, çünkü herkesin kendini güvende hissettiği bir alan yaratmak istiyorduk. Festival yaklaştıkça içerikleri birlikte detaylandırdık, isimleri tartıştık, alternatifler ürettik. Sahne, ses, ışık, sandalye gibi teknik meseleleri çözdükçe, aslında festivalin görünmeyen çatısını örüyorduk. Ve bu hazırlık süreci boyunca üç temel ihtiyacımız da yavaş yavaş kendini gösterdi.

İlki, şehir dışından gelen gönüllüler için kalacak yerdi. Deprem yaşamış bir şehirde bu ihtiyaç, öyle kolayca çözülebilecek bir şey değil. Sağlam kalan evlerde insanlar zaten birden fazla aileyle birlikte yaşıyor; evleri yıkılanların çoğu ise hâlâ konteyner kentlerde kalıyor. Bütün bu zorluklara rağmen bölge halkı her yıl festival gönüllülerine evini açıyor.Geçtiğimiz yıl bir evin terasında tam 15 kişi ağırlanmıştı. Gönüllüleri evlerinde misafir etmekle kalmayan insanlar, sabahları büyük bir özenle kahvaltılar hazırladı. Son olarak, günlük ihtiyaçlar ve ani gelişebilecek durumlar için ulaşım desteğine, yani bir araca ihtiyaç vardı. Bu üç ihtiyacın karşılanması, festival sürecini hem kolaylaştıracak hem de daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlayacaktı. 

Gelelim festivalin duyuru sürecine. Bildiri dağıtımı, festivali halka duyurmak için çok önemliydi. Bu yüzden her sabah toplantılarında günün planını yapıyor ve ardından bildirileri dağıtmaya koyuluyorduk. Kavurucu sıcağın altında, az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik; mahalle mahalle dolaşarak bildirileri elden ulaştırdık. Dağıtımlar sırasında çaldığımız her kapı, bize bir kahve, soğuk bir içecek ya da bir tabak yemek teklifiyle açıldı. Ben Hatay insanının bu misafirperverliğine alışkın olduğum için yadırgamadım ama şehir dışından gelen arkadaşlar, her kapıda böyle bir karşılamayla karşılaşınca oldukça şaşırdılar. Sadece çok yorulduğumuz vakitlerde teklifleri kabul ediyorduk. Her çağıran evde otursaydık kahve içmekten kesin kalpten giderdik. Bildiri dağıtımları bize şunu gösterdi: Dördüncü yılda insanlar bizi artık tanıyordu. “Evvel Temmuz Festivali geldi” coşkusunu insanların tepkisinden hissedebiliyorduk. Halk bizi sahiplenmişti. Nereden mi anladık? Hayriye ablanın, bildiriyi yere atan ve bize ters çıkan adama sessiz kalmayıp bizi savunmasından. O kâğıdın yırtılmasına gösterdiği tepkiden ve bu saygısızlığı gittiği her yerde anlatmasından anladık. Müzik açıp sokaklarda dolanırken insanların pencerelere çıkıp alkış tutmasından ya da bizimle sokak ortasında dans etmelerinden anladık. Dağıtımlar sırasında bazen olumsuz tepkiler de aldık fakat bu olumsuz tepkiler yakın dönemde yaşanan ve hâlâ yaşanmaya devam eden Alevi soykırımlarıyla ilgiliydi. Alevi soykırımlarının yarattığı gerilim bölgede çok yüksekti.İnsanlar, yaşadıkları öfkenin ve kısa bir süre önce bölgede çıkan yangınların etkisiyle, festivalin sadece eğlenceden ibaret olacağını düşündü ve bu nedenle bazı tepkiler verdiler. Ancak panellerimizde, atölyelerimizde ve yaptığımız her konuşmada bu kaygılara özellikle yer verdiğimizi açıkça ifade ettik. Zamanla bu açıklık ve duyarlılık karşılık buldu; tepkiler yerini anlayışa ve desteğe bıraktı.

Gelelim ilk günün etkinliklerine. İlk gün gençlik etkinlikleri ve “Kurtderesi Mahallesi Halk Şenliği” ile başladı. Gençlerle ilk olarak, Kurtderesi Mahallesi’nde kamulaştırmaya karşı direnen halkın kurduğu direniş çadırını ziyaret ettik. İnsanların konuşmaya ve onları dinleyecek birilerine ihtiyacı vardı. Gençler söz aldı, mahalleli söz aldı. Genç arkadaşlar güncel ve yerel sorunları, doğrudan yaşayan ve bu sorunlar karşısında mücadele edenlerin ağzından dinledi. Herkes birbirini çok dikkatli dinledi ve bence orada çok önemli bir deneyim yarattık. Farklı kuşaklardan kişilerin bir araya gelip ortak bir sorunu ve  çözümü konuşması çok önemli. Kuşaklar arası önyargıları taptaze fikirler ile tecrübeler birleşirse yıkılabilir. Festivalimizle yaratmak istediğimiz işte  budur. Bizden alınan, çalınanlara karşı yeni imkanlar ve gerçek bir araya gelişler yaratmak.

Çadır ziyaretinden sonra sahil kenarında gençlerle ritim atölyesi yaptık. Dalga seslerinin eşlik ettiği bu atölye, festivalin en keyifli ve coşkulu anlarından biri oldu. Gençler farklı enstrümanları ellerine alıp, birlikte aynı ritmi tutmaya çalışırken ortaya güçlü bir kolektiflik duygusu çıktı. Sonrasında hep birlikte, tek bir ses olup şarkılar söyledik. 

Bir Festival Geldi Geçti: Evvel Temmuz’un Ardından - AD 4nXdsrd2XPeFsWTnur2iFdP edr4h88zFOZIaqBsYfhBEj1SfCNEqS6AoBLflzxoFpMpu VB90ASLjKW9zJIEDzpX0eAkLzhLccWvIderSYAuuMYagdc6mLt8BFBnGOl1uAPhmRu4nNMdyu3s8uAPLvA?key=9y0ppaiHjVim9XyPbobW7Q

Kurtderesi Halk Şenliği’nde Arapça skeçler ve güncel konuları ve sorunları “bazı şeylerin izahı olmaz, mizahı olur” diyerek mizahla gündeme getirdik. Anadilimizi ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan  kültürümüzü sahiplenip elimizden geldiğince her yerde Arapça konuşmaya ve Arapça maniler, sözler üretmeye çalıştık. Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi “ gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir” dedik ve her şeye rağmen anadilimizde hep birlikte güldük. İkinci gün kadın etkinliği ve panel vardı. Kadınlarla bir araya geldiğimiz etkinliğe geçen yıl katılan, bu sene çalışarak ve not tutarak gelen kadınlar vardı. Birlikte Arapça ‘haha’lar ve şarkılar söylemenin  yanı sıra, bu sene ilk defa Arapça özlü söz ve ninniler de söylendi. Bu etkinlikler de oldukça interaktif ve keyifliydi. Paneli, festivalin kültürel bir festival olmasının yanı sıra politik bir zemininin de olması gerektiği düşüncesiyle gerçekleştirdik. Son zamanlarda Suriye’de yaşanan Alevi soykırımını ve Ortadoğu gündemini değerlendirdiğimiz verimli bir panel oldu. Bu panelde halkın gündemle ilgili soruları yanıtlanmış oldu. 

Üçüncü gün, gençler festivalin şiarını kentin hafızasına kaydetmek için duvar boyama ve grafiti atölyesi düzenledi. Bu atölyenin amacı, yenkazın ortasında hâlâ ayakta duran duvarlara, tıpkı burada kalmaya direnen insanlar gibi, “Gitmedik, buradayız” demekti. Aynı akşam ise halk şenliğimiz vardı. Deprem, katliamlar ve son dönemde yaşanan yangınların ardından bir araya gelip ortak duyguları paylaşmak, paylaşırken kültürü yaşatmaya devam etmek çok kıymetliydi. 

Festivalin son günü çocuklara aitti. Bu yıl çocuk etkinlikleri her zamankinden farklı bir anlam taşıdı ve dört yıldır hayalini kurduğumuz o ruhu tam anlamıyla yansıttı. Festivalin ana amaçlarından biri halkın özne olduğu ve öz gücüyle örgütlendiği aynı zamanda atölyelerden sahnesine kadar kendi ürünlerini çıkarıp festivalin bir parçası olmasıydı. Haftalardır hazırlanan çocuklar; skeçler, şarkılar ve el emeği ürünlerle sahnede yerlerini aldı. Sunuculuktan gösterilere kadar her şey çocuklara aitti. Kısacası, sahne tamamen onların oldu.

Bizi en çok motive eden şeylerden biri de gün sonunda yaptığımız değerlendirme çemberleriydi. Teknik detaylardan çok duyguların paylaşıldığı, gün içinde yaşanan güzel anların anlatıldığı ve “bu festivali neden yapıyoruz” sorusunun yeniden hatırlandığı anlar… Tüm yorgunlukları, hataları silip hepimizi aynı çemberde, zeminde, aynı mesafede tutan şey; ortak duygularımız ve ortak bir hayalin peşinde oluşumuzdu. Çünkü bizler, çok kısıtlı koşullar içinde de olsak büyük parıltılı sahnelere karşı elbirliğiyle kurduğumuz sahneleri inşa etmenin hazzının peşindeyiz.

Bu yıl Hatay’da festival sadece sahnelerde değil; evlerde, sokaklarda, kahve sohbetlerinde, ritimlerde, Arapça şarkılarla hahalarda, skeçlerde, çocukların kahkahasında ve halkın kültürünü yaşatma mücadelesinde hayat buldu. Bu sadece bir festival değildi; aynı zamanda bir halkın birlikte yaşama ve var olma iradesiydi.

Halkın depremle, yoksullukla, ayrımcılıkla ve kültürel yok sayılmayla başa çıkmaya çalıştığı bu süreçlerde özneleşmesi gerektiğini söylüyoruz ya – işte bu festival bize bir kez daha gösterdi ki halk özneleşmeye hazır. Yeter ki özneleşebileceği alanlar açılsın.


EN