Yaşamı Savunmak – Ekolojik Yıkıma Karşı Direnen Kadınlar 



Yaşamı Savunmak - Ekolojik Yıkıma Karşı Direnen Kadınlar  - diop main ol 2048x956 1

📷: IWRM AIO SIDS

Toprak; yeryüzündeki yaşamın temeli, milyonlarca insanın geçim kaynağı ve gıda güvenliği için hayati öneme sahip. Ancak kapitalist/emperyalist politikalar sonucu doğal kaynaklar gasp ediliyor, toprak eşitsizliği derinleşiyor, kırsal yoksullukta ve gıda güvensizliğinde ise artış yaşanıyor. Toprağa erişim ve toprak üzerindeki kontrol, devletlerle şirketlerin işbirliği içinde yürüttüğü uzun süreli ayrımcılık, baskı ve mülksüzleştirme süreçleriyle yeniden biçimlendiriliyor. Kalkınma, enerji ihtiyacı, altyapı yatırımı veya yeşil dönüşüm1 adı altında büyük ölçekli arazilere el konuluyor. Toprak yaşam alanı olmaktan çıkarılıp bir yatırım nesnesine dönüştürüldükçe köyler, ormanlar, nehirler ve kıyılar şirketlerle devletlerin ortak saldırısına açılıyor. İnsanlar yaşadıkları yerlerden yalnızca savaşlarla değil; maden ruhsatları, barajlar, boru hatları, otoyollar, acele kamulaştırmalar, rezerv alan uygulamaları ve koruma adı altında gerçekleştirilen el koymalarla da koparılıyor.2 

Toprak hakkı mücadelesi kadınlar için yalnızca mülkiyet meselesi değil. Kadınların mücadelesi, patriyarkal kapitalist düzenin ürettiği yoksullaştırmaya karşı bir yaşam hakkı siyaseti de kuruyor. Akbelen’de, Cerattepe’de, İkizdere’de gördüğümüz şey, birbirinden bağımsız çevre mücadeleleri değil. Bunlar, toprağı ve suyu kolektif bir yaşam alanı olarak savunanlarla, onları kâr nesnesine çeviren kapitalizmin arasındaki çatışmanın yerel görünümleri. Aynı çatışmayı Latin Amerika’dan Afrika’ya, Güney Asya’dan Kuzey Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında görüyoruz. 

Her yıl çok sayıda toprak ve çevre savunucusu, ekolojik yıkıma karşı çıktıkları için tehdit ediliyor, gözaltına alınıyor, kriminalize ediliyor ve öldürülüyor.3 Bu yazı, yalnızca tek tek kadınların cesaretini anlatmayı değil, onların karşı karşıya kaldığı şiddetin arkasındaki ortak sistemi görünür kılmayı amaçlıyor. Çünkü farklı kıtalarda, farklı dilleri konuşarak ve farklı mücadele yöntemleri kullanarak direnen bu kadınların karşısında çoğu zaman aynı güçler bulunuyor: Toprakları yatırım alanı olarak gören şirketler, şirketlerin önünü açan devletler ve bu düzeni koruyan güvenlik aygıtları. 

Akbelen’den Kaz Dağları’na Kadınların Direnişi 

Türkiye’de kadınlar uzun yıllardır ormanların, zeytinliklerin, meraların, derelerin ve köylerin savunulmasında mücadelenin ön saflarında yer alıyor. Akbelen Ormanı’nda maden sahasının genişletilmesine ve acele kamulaştırmaya karşı yürütülen direniş de bu mücadelelerden biri.

Esra Işık’ın Akbelen’deki direniş nedeniyle gözaltına alınması ve tutuklanması, yaşam alanlarını savunanların nasıl kriminalize edildiğini gösteriyor.4 Akbelen’de savunulan yalnızca belirli sayıda ağaçtan oluşan bir orman değil. Zeytinlikler, tarımsal üretim, köy yaşamı, geçmiş kuşaklardan devralınan bilgi ve gelecek kuşakların yaşam hakkı savunuluyor.5 Fakat, köylülerin yaşadıkları topraklar hakkında söz söylemesi, ağaçlarının kesilmesine karşı çıkması ve bilirkişi keşfi sırasında itirazlarını dile getirmesi dahi cezalandırılabilecek bir eylem olarak görülüyor.

Benzer bir mücadele Artvin Cerattepe’de yıllardır sürdürülüyor. Nur Neşe Karahan ve Yeşil Artvin Derneği, Cerattepe’nin yalnızca bir maden rezervi olmadığını; Artvin’in içme suyu kaynakları, ormanları ve biyolojik çeşitliliğiyle yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu mücadeleleriyle göstermeye devam ediyor.6

Rize İkizdere’de de taş ocağı projesine karşı direnen kadınlar acele kamulaştırmaya, jandarma müdahalesine ve şirket baskısına rağmen yıllarca köylerini savundu.7 Kaz Dağları’nda, Hacıbekirler ve Yanıklar köylerinde kadınlar ise madenciliğin toprağa, suya ve tarımsal yaşama vereceği zarara karşı mücadele ediyor.

Bu direnişlerde kadınların öne çıkması tesadüf değil. Suya erişimin zorlaşması, tarımsal üretimin ortadan kalkması, geçim kaynaklarının kaybedilmesi ve insanların yerlerinden edilmesi, kadınların yaşamını doğrudan etkiliyor. Ekolojik yıkım, kadınların bakım yükünü artırırken ekonomik bağımlılıklarını ve güvencesizliklerini de derinleştiriyor. Yani, kadınlar yalnızca çevreyi korumuyor; kendi yaşamlarını, topluluklarını ve birbirleriyle kurdukları dayanışma ilişkilerini de savunuyor.8

Nehirler Üzerindeki Şirket ve Devlet Kontrolü

Orta Amerika ülkesi Honduras’ta yaşayan Lenca halkı için Gualcarque yalnızca bir nehir değildi. Nehir, topluluğun geçim kaynaklarının yanı sıra kültürel ve manevi yaşamının da bir parçasıydı. Gualcarque Nehri üzerine yapılması planlanan Agua Zarca hidroelektrik barajı bu nedenle yalnızca teknik bir enerji projesi değil, Lenca halkının yaşam alanına yönelik bir saldırıydı.

Berta Cáceres, baraj projesine karşı oluşan direnişin önderlerinden biriydi. Yerel halk, barajın inşaat sahasında yaklaşık bir yıl süren etkili bir fiziksel abluka kurdu. Direniş ve oluşan uluslararası baskı sonucunda projenin erken dönem yüklenicilerinden Çin devlet şirketi Sinohydro projeden çekilmek zorunda kaldı. Agua Zarca projesi tamamlanamadı ve fiilen durdu. Ancak şirketlerin ve devletin baskısı sona ermedi. Berta, 2 Mart 2016’da kendi evinde öldürüldü. Cinayet, kişisel veya münferit bir saldırı değildi. Honduras’ta askerî darbe ile başa gelmiş faşist hükümetin yerli halkların topraklarının madencilik, ağaç kesimi ve hidroelektrik projelere açtığı; şirketlerin çıkarlarının devletin güvenlik güçleri ve siyasal kurumları tarafından korunduğu bir düzenin sonucuydu. Berta’nın mücadelesi, kurucularından olduğu Honduras Halk ve Yerli Kuruluşları Konseyi’nin mücadelesiyle devam ediyor.9 

Benzer bir çatışma Nepal’de, Sunkoshi Nehri üzerinde yapılması planlanan hidroelektrik baraj projesinde yaşanıyor. Baraj projeleri çoğu zaman yalnızca kaç evin veya kaç dönüm arazinin sular altında kalacağı üzerinden değerlendiriliyor. Oysa yerinden edilme, insanları yalnızca evlerinden değil, geçim kaynaklarından da kopararak yoksullaştırıyor. Kadınlar açısından sonuçları daha da ağır olan bu süreç, kadınlar üzerindeki bakım yükünü artırırken barınma, gelir ve güvenlik sorunlarını da derinleştiriyor. Kadınlar çoğu zaman sosyal destek mekanizmalarından uzak, tanımadıkları ve şiddete karşı daha savunmasız oldukları ortamlarda yaşamaya zorlanıyor.10 

Berta’nın ve Majhi kadınlarının mücadelesi, nehirlerin yalnızca enerji üretiminde kullanılabilecek birer su kaynağı olmadığını gösteriyor. Nehirlerin şirketlerin kullanımına açılması; bölge halkının suya erişimini, tarımsal üretimini ve geçim kaynaklarını doğrudan etkiliyor.

Madencilik ve Mülksüzleştirme 

Peru’nun kuzeyinde yaşayan Máxima Acuña, yirmi yılı aşkın süredir yaşadığı araziden Yanacocha madencilik şirketi tarafından çıkarılmaya çalışıldı. Şirket, Máxima’nın ailesinin yaşadığı arazinin toplu arazi alımı kapsamında satın alındığını öne sürüyordu. Máxima ve ailesi ise bu satışa hiçbir zaman rıza göstermediklerini belirtiyordu. Máxima, şirket tarafından gerçekleştirilen fiziksel saldırılara, evinin ve eşyalarının tahrip edilmesine, tahliye girişimlerine ve hukuki tacize maruz kaldı. “Yasa dışı işgal” suçlamasıyla yargılandı. Peru Yüksek Mahkemesi tarafından beraat ettirilmesine rağmen üzerindeki baskı sona ermedi. Ailesinin bu arazinin satışına hiçbir zaman rıza göstermediğini savunan Máxima, madencilik projesinin açık sözlü bir muhalifi ve Peru’nun kuzeyindeki geleneksel yaşam tarzının ve çevrenin savunucusu haline geldi. Conga Maden Projesi ilerleme kaydetmedi.11

Benzer bir mücadele Güney Afrika’nın Doğu Cape bölgesinde sürüyor. Nonhle Mbuthuma, Mpondo halkının Amadiba topluluğuna ait toprakların madencilik ve büyük kalkınma projeleri aracılığıyla metalaştırılmasına karşı mücadele ediyor. Amadiba topluluğu, topraklarında yapılması planlanan titanyum madenciliğine, kıyı açıklarında petrol ve gaz aranmasına ve bölgeden geçirilmek istenen otoyol güzergâhına karşı yıllardır direniyor. Nonhle ve arkadaşları, beş köyün halkını bir araya getirerek Amadiba Kriz Komitesi’ni kurdu. Topluluk, yalnızca belirli bir maden projesine karşı çıkmıyor. Kendi topraklarında nasıl yaşayacaklarına, hangi ekonomik faaliyetleri yürüteceklerine ve bölgenin geleceğinin nasıl biçimlendirileceğine kendilerinin karar vermesini savunuyor. Şirketlerin önerdiği “kalkınma” anlayışının karşısına tarıma, topluluk mülkiyetine ve yerel yaşamın sürdürülmesine dayanan başka bir kalkınma anlayışı koyuyor. Bu mücadele nedeniyle Nonhle ölüm tehditleri aldı, sindirilmeye çalışıldı ve bir suikast girişiminden sağ kurtuldu.12

Brezilya Amazonları’nda yaşayan Alessandra Korap Munduruku, ormansızlaşmaya, hidroelektrik santrallerine ve Tapajós Nehri’nin madencilik faaliyetleriyle kirletilmesine karşı mücadele eden Munduruku halkının kadın önderlerinden biri. Alessandra, Anglo American şirketinin bölgedeki madencilik faaliyetlerinin yaratacağı yıkıma karşı yerel ve uluslararası kampanyalar örgütledi. Amazon Watch ve Greenpeace gibi kuruluşlarla iş birliği yaptı; konferanslarda ve uluslararası forumlarda Munduruku halkının sesini duyurdu.13 Amazonları madencilik, ağaç kesimi ve sondaj faaliyetlerinden koruyabilmek, halkını hukuki alanda da temsil edebilmek için hukuk okumaya karar verdi. Yürütülen kampanyalar sonucunda Anglo American, 2021 yılında Brezilya’daki yerli topraklarına yönelik 27 maden araştırma başvurusunu geri çekti. Bu kazanım, şirketlerin yerli toprakları üzerinde sınırsızca tasarruf edemeyeceğini gösterdi. Ancak Amazonların madenciliğe ve diğer ekstraktivist faaliyetlere açılmasına yönelik politikalar devam ettiği için Alessandra ve Munduruku halkının mücadelesi de sürüyor. 

Kuzey Amerika’da, Kanada’daki Wet’suwet’en halkının kadın toprak savunucuları da benzer bir mücadele yürütüyor. Sleydo’ olarak bilinen Molly Wickham, Wet’suwet’en halkına bağlı Gidimt’en klanının topraklarında yapılmak istenen Coastal GasLink doğal gaz boru hattına karşı direnişin sözcülerinden biri. Wet’suwet’en savunucuları, boru hattının halkın özgür, önceden ve bilgilendirilmiş rızası alınmadan topraklarından geçirildiğini belirtiyor. Direnişçiler polis baskınları, zorla çıkarılma, gözaltılar ve kriminalizasyonla karşı karşıya kalıyor.14 Bu mücadele, yerli halkların topraklarının bugün de sermayenin çıkarlarını savunan devlet kararları ve şirket yatırımlarıyla denetim altına alınmaya çalışıldığını gösteriyor. 

Güney Afrika’da kömür madenciliğine karşı mücadele eden Fikile Ntshangase’nin hikâyesi ise bu şiddetin ulaşabileceği noktayı gösteriyor. Fikile, KwaZulu-Natal’deki Somkhele açık kömür madeninin genişletilmesine karşı yürütülen hukuki itiraz sürecinde yer alıyordu. İtirazından vazgeçmeyi reddettikten sonra 2020 yılında kendi evinde vurularak öldürüldü. Fikile’nin öldürülmesi, çevre savunucularına yönelen şiddetin yalnızca uzak veya denetimsiz bölgelerde kendiliğinden ortaya çıkmadığını gösteriyor. Bu şiddet, şirket faaliyetlerinin korunması, savunucuların yalnız bırakılması ve saldırıların cezasız kalmasıyla mümkün hâle geliyor.15

Máxima’nın “yasa dışı işgalci” ilan edilmesi, Nonhle’nin ölüm tehditleriyle susturulmaya çalışılması, Alessandra ve Sleydo’nun temsil ettikleri halkların kendi toprakları üzerindeki iradesinin yok sayılması ve Fikile’nin öldürülmesi birbirinden kopuk saldırılar değil.  Kapitalist sistem, toprağı üzerinde yaşayan insanların geçiminden ve ihtiyaçlarından bağımsız bir sermaye birikim aracına dönüştürürken; patriyarkal düzen, kadınların toprak üzerindeki söz ve karar haklarını yok sayıyor; üretimdeki, bakım emeğindeki ve topluluk yaşamındaki rolünü görünmezleştiriyor. Devlet mekanizmaları ise toprakların şirketlerin kullanımına açılmasında polis şiddeti, kriminalizasyon ve cezasızlık yoluyla güvence sağlıyor. Bu nedenle Máxima’nın, Nonhle’nin, Alessandra’nın, Sleydo’nun ve Fikile’nin mücadeleleri yalnızca tek tek projelere karşı verilen çevre mücadeleleri değil; toprağı, emeği ve yaşamı şirketlerin kârına teslim eden patriyarkal kapitalist ve sömürgeci düzene, bu düzeni zor yoluyla sürdüren faşizan politikalara karşı verilen mücadelelerdir. 

Yeşil Dönüşüm Kimin Toprağında?

Ekolojik mücadelelerin karşısında yalnızca kömür, petrol ve gaz şirketleri bulunmuyor. İklim krizine çözüm olarak sunulan enerji dönüşümü de yeni maden sahaları, toprak gaspları ve ekolojik yıkımlar yaratıyor.16

Portekiz’in Barroso bölgesinde yaşayan Maria Loureiro, ailesinden kalan toprağı büyük ölçekli bir lityum madeni projesine karşı savunuyor.17 Elektrikli araç bataryalarında kullanılan lityum, fosil yakıtlardan çıkışın ve yeşil dönüşümün temel hammaddelerinden biri olarak sunuluyor. Ancak bu dönüşümün maliyeti, madenlerin açıldığı bölgelerde yaşayan köylülerin ve yerel toplulukların üzerine yıkılıyor. 

Barroso örneği önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bir enerji modelinden diğerine geçerken üretim, tüketim ve mülkiyet ilişkileri değişmiyorsa gerçekten ekolojik bir dönüşümden söz edilebilir mi? Fosil yakıtların yerine başka hammaddelerin geçirilmesi, toprağın sınırsız bir kaynak deposu olarak görülmesi anlayışını değiştirmiyor. Bu nedenle yaşam savunucularının mücadelesi yalnızca belirli enerji kaynaklarına karşı yürütülen bir mücadele değil. Kimin için, ne kadar ve hangi toplumsal bedeller pahasına üretim yapıldığı sorusunu da içeriyor.

Yaşamı Savunmak

Burada anlatılan kadınların yaşamları, yaşadıkları ülkeler ve mücadele ettikleri projeler birbirinden farklı. Ancak bütün bu mücadelelerde ortak bir hat var. Devletler ve şirketler toprağı, suyu ve ormanları sermaye birikiminin kaynaklarına dönüştürmeye çalışırken; kadınlar ve yerel topluluklar geçim kaynaklarını, bu alanlar üzerindeki kullanım haklarını ve kendi yaşamları hakkında karar verme yetkilerini savunuyor. 

Kadınların mücadelesi, soyut ve insandan bağımsız bir “doğa”yı koruma mücadelesi değil; geçim kaynaklarını, emeklerini, toprak üzerindeki söz haklarını ve kendi yaşamları hakkında karar verme yetkilerini savunma mücadelesidir. Bu nedenle ekolojik direniş, sınıf mücadelesinden, kadın mücadelesinden, yerli halkların kendi kaderini tayin hakkından ve emperyalizme karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. 

Agua Zarca Barajı tamamlanamadı. Conga Maden Projesi ilerleyemedi. Anglo American, yerli topraklarına ilişkin maden arama başvurularını geri çekmek zorunda kaldı. Elbette her direniş bir projeyi durduramıyor, her kazanım kalıcı olmuyor; bazı mücadelelerin bedeli ağır, bazıları ise onlarca yıl sürüyor. Fakat tam da bu nedenle elde edilen kazanımlar önemli: şirketlerin ve devletlerin dayattığı projeler, ne kadar kaçınılmazmış gibi sunulursa sunulsun, karşılarına örgütlü bir mücadele çıktığında değiştirilebiliyor, ertelenebiliyor, hatta durdurulabiliyor. Akbelen’den Gualcarque Nehri’ne, Amazonlardan Amadiba kıyılarına kadar uzanan mücadeleler, insanların yaşadıkları yerler üzerinde söz sahibi olma iradesinin ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor. Toprak, su ve ormanlar şirketlerin sınırsızca el koyabileceği kâr alanları değil, halkların ortak varlıklarıdır. Bu mücadelelerin en güçlü yanı da belki burada: geleceğin henüz belirlenmiş olmadığını, onu kimin ve nasıl şekillendireceğinin hâlâ bir mücadele konusu olduğunu göstermelerinde.

  1. Business & Human Rights Resource Centre. “Case Studies: Renewable Energy & Human Rights.” 24 Nisan 2018. Business & Human Rights Resource Centre Web Sitesi. ↩︎
  2. Dzodzi Tsikata ve Pamela Golah. “Gender and Land Dispossession: A Comparative Analysis.” Ağustos 2017. UN Women Knowledge Portal Web Sitesi.   ↩︎
  3. Global Witness. “At Least 146 Land and Environmental Defenders Killed or Disappeared Globally in 2024.” 17 Eylül 2025. Global Witness Web Sitesi. ↩︎
  4. BİA Haber Merkezi. “Yaşam Savunucusu Esra Işık Tutuklandı.” 31 Mart 2026. Bianet Web Sitesi. ↩︎
  5. Çevre Hukuku Ağı. “Akbelen Direnişi ve İkizköy’deki Doğa Katliamının Ekonomi-Politiği.” 1 Eylül 2023. Çevre Hukuku Ağı Web Sitesi. ↩︎
  6. Evrim Kepenek. “Yeşil Artvin Derneği Başkanı Karahan: Artvin, İliç Gibi Olmasın Diye Mücadele Ediyoruz.” 14 Şubat 2024. Bianet Web Sitesi.   ↩︎
  7. Bianet. “‘İkizdere Taş Ocağı Olmasın.’” 26 Nisan 2021. Bianet Web Sitesi. ↩︎
  8. Evrim Kepenek. “Toprağın Kadınları: Türkiye’de Ekofeminizmin Sessiz Devrimi.” 30 Haziran 2025. Bianet Web Sitesi. ↩︎
  9. Front Line Defenders. “Case History: Berta Cáceres.” Front Line Defenders Web Sitesi. ↩︎
  10. Center for Economic and Social Rights. “CESR and Allies Assess the Human Rights Impacts of Hydropower Project in Nepal.” 10 Haziran 2024. Center for Economic and Social Rights Web Sitesi.   ↩︎
  11.  Front Line Defenders. “Case History: Máxima Acuña de Chaupe.” 8 Mayıs 2017. Front Line Defenders Web Sitesi. ↩︎
  12. Amnesty International. “South Africa: Harassed for Defending Her Ancestral Land: Nonhle Mbuthuma [Case Card].” 19 Eylül 2018. Amnesty International Web Sitesi. ↩︎
  13. Goldman Environmental Prize. “Alessandra Korap Munduruku.” 2023. Goldman Environmental Prize Web Sitesi.   ↩︎
  14. Amnesty International. “Canada: ‘Removed from Our Land for Defending It’: Criminalization, Intimidation and Harassment of Wet’suwet’en Land Defenders.” 11 Aralık 2023. Amnesty International Web Sitesi. ↩︎
  15. Katharina Rall. “Still No Justice for Killing of South African Mining Activist.” 22 Ekim 2021. Human Rights Watch Web Sitesi. ↩︎
  16. Catarina Demony, Pietro Lombardi ve Simon Johnson. “Europe’s Mining Quest Faces a Hurdle: Angry Locals.” 13 Eylül 2023. Reuters Web Sitesi. ↩︎
  17. Reuters. “Environmental Groups Sue EU Commission over Portugal’s Lithium Mine.” 5 Şubat 2026. Reuters Web Sitesi.   ↩︎