NATO Nedir, Ne Değildir?  - nato 1

📷 Mark Jeevaratnam/@jee_rilla

İzmir Mor Dayanışma olarak düzenlediğimiz 2026 yılının üçüncü Mor Masa buluşmasında üyemiz Didar GÜL ile NATO’ya dair konuştuk. 36. NATO zirvesinin 2004’ten sonra ilk defa Türkiye’de düzenlenecek olması ve hepimizin hayatını etkileyen emperyalizm ile savaş gündemlerinin güncel yakıcılığı nedenleriyle bu konuyu seçtik. Yazıyı da “NATO Nedir, Ne Değildir?” başlıklı Mor Masa buluşmamızdan aldığımız ses kayıtlarından derleyerek yazdık.

Güvenlik Şemsiyesi mi Kanlı Savaş Örgütü mü? 

Sohbetimize bir savunma örgütü anlatısıyla pazarlanan NATO’nun doğduğu döneme ve tarihine, buzdağının arkasına, bakarak başladık.

19. yüzyılda zirvesine ulaşan İngiliz sömürgeci düzeni Pax Britannica1, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çöktü ve  yerini ABD merkezli Pax Americana2 aldı. ABD, geleneksel sömürgecilik faaliyetleri yerine farklı bir yol izleyerek uluslararası ticareti, parayı ve güvenliği kendi etrafında toplayacak yeni bir emperyalist düzen kurdu3. Bu yeni düzenin ekonomik ayaklarını ise Bretton Woods anlaşması4, IMF ve Dünya Bankası oluşturdu. 

Bretton Woods sistemi, 1944 yılında ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods kasabasında 44 ülkenin temsilcilerinin bir araya gelmesiyle imzalanan bir anlaşmanın sonucu olarak inşa edildi. Sistemin başlıca amaçları; savaş sonrası ekonomik krizleri önlemek, büyük buhran gibi çöküşlerin tekrarını engellemek, uluslararası ticareti canlandırmak ve  para birimlerinde istikrar sağlamaktı. Sistemin temelinde dünya para düzenini ABD dolarına bağlamak vardı. ABD doları altına endeksledi, böylece belirli miktarda doları altına çevirmeyi garanti etti; diğer ülkeler de kendi para birimlerini dolara sabitledi. Bu sistemle birlikte IMF ve Dünya Bankası kuruldu — biri ödeme dengesi krizlerinde kredi sağlamak, diğeri savaş sonrası kalkınmayı desteklemek için. Ama bu kurumlar zamanla sermayenin kendi krizini dünyaya ihraç ettiği, halkların boğazına geçirilen bir borç kemendine dönüştü. 

1945’te İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Avrupa ve Japonya yıkım içindeydi. ABD topraklarında savaş yaşanmadığı için ise ülke sanayisini büyüterek savaştan çıktı. Küresel altın rezervlerinin de büyük kısmına sahipti. ABD ekonomisi Sovyetler Birliği’nin 3, İngiltere’nin ise 5 katı büyüklüğüne ulaşmıştı. Bu büyük ekonomik üstünlük, emperyalizm liderliğinin İngiltere’den ABD’ye geçmesine sebep oldu.

Anlaşmalar, sistemler, bankalar sadece ABD’yi etkileyen unsurlar olmadı. Küresel ölçekte ekonomik ve toplumsal bir hegemonya kurmayı, yani yayılma stratejisini ilerletmeyi hedefleyerek diğer ülkelere ve Türkiye’ye de doğrudan yansımaları oldu. Bu ilişkiye bakarken şu iki konuyu öne çıkaralım: Biri Truman Doktrini, diğeri ise Marshall Planı.

Marshall Planı5, resmî adıyla “Avrupa İyileştirme Programı” İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın ekonomik olarak yeniden ayağa kaldırılması için 1948’de ABD tarafından başlatılan büyük bir yardım programıdır. Adını dönemin ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall’dan alır. Marshall Planı temel olarak savaş sonrası yıkıma uğrayan Avrupa ekonomilerini toparlamayı; açlık, işsizlik ve ekonomik krizleri azaltmayı, Avrupa’da siyasi istikrarı sağlamayı, Sovyetler Birliği’nin ve komünizmin etkisini sınırlandırmayı, ABD için güçlü ticaret ortakları yaratmayı hedefledi. Yani plan sadece “yardım” değil, aynı zamanda Soğuk Savaş döneminde siyasi ve ekonomik nüfuz kurma aracıydı.

1948-1952 arasında para, gıda, makine, sanayi ekipmanı, yakıt ve hammaddeler biçiminde toplamda yaklaşık 13 milyar dolar yardım yapıldı. Başta Birleşik Krallık, Fransa, Batı Almanya ve İtalya olmak üzere 16 Avrupa ülkesi programa katıldı. Türkiye de Marshall Planı’ndan yararlandı. Yardımlar kara yolu yapımında, tarımda makineleşmede, ABD tipi tarım modelinin yayılmasında ve traktör kullanımının artmasında etkili oldu. Bu dönemde köylerden kentlere göç hızlandı ve tarımsal üretim biçimi değişti. Yani özetle kapitalizm gelişti. Bu yüzden Marshall Planı’nın asıl amacı “emperyalist ekonomik nüfuz aracı” olmaktı.

Truman Doktrini6 ise 1947’de ABD Başkanı Harry S. Truman tarafından ilan edilen ve temel olarak “komünizmin yayılmasını durdurmayı” hedefleyen bir dış politika anlayışıdır. Bu doktrin, Soğuk Savaş’ın başlangıç adımlarından biri olarak kabul edilir. İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Birleşik Krallık’ın ekonomik olarak zayıflaması, Yunanistan’da iç savaş yaşanması, Türkiye’de Sovyetler Birliği baskısı olduğu düşünülmesi bu doktrinin ortaya çıkış sebepleri olarak kabul edilir. ABD yönetiminin; Sovyet etkisinin yayılmasından endişe etmesi ve Truman’ın ABD Kongresi’nde Yunanistan ve Türkiye’ye yardım edilmesini istemesiyle bu bağlar kuruldu. Doktrin kapsamında ABD, Türkiye ve Yunanistan’a ekonomik ve askerî yardım yaptı, bu ülkelerin Kapitalist Blok içinde kalmasını hedefledi, “Çevreleme politikası” adı verilen Sovyet yayılmasını durdurma stratejisini benimsedi. 

Truman Doktrini, Türkiye’nin dış politikasında önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye’nin ABD’ye yakınlaşmasını hızlandırdı ve Kapitalist Blok’a entegrasyonun yolunu açtı. Sonraki yıllarda NATO üyeliğine giden süreci de güçlendirdi. Yani aslında Türkiye’nin ABD’ye bağımlı hâle geldiği, antikomünizmin devlet politikası olarak güçlendiği, ABD etkisinin siyaset ve ordu içinde arttığını söyleyebiliriz.

Truman Doktrini daha çok siyasi ve askerî bir stratejiydi. Marshall Planı ise bunun ekonomik ayağı olarak işlev gördü.. ABD yardımı dedikleri şey, aslında Türkiye’yi bir ileri karakol, Türk ordusunu da kendi stratejilerinin aparatı yapma girişimiydi. Marshall Planı ile de dediler ki: “Siz ağır sanayileşmeyin, siz Avrupa’nın tarlası olun.” Traktörleri Anadolu’ya, Amerikan petrolüne ve yedek parçasına bağımlı olalım diye soktular. Raylı sistemleri çöpe atıp karayolu önceliğini getirerek ülkeyi Amerikan tekellerine mahkûm ettiler.

Tohumlarını Nazi’den Alan NATO 

Kapitalizmin hegemonyasını sürdürmek, kurulan ekonomik sistemi ve ABD yatırımlarını korumak için ihtiyaç duyduğu jandarma görevini NATO üstlendi. 4 Nisan 1949’da NATO kuruldu. Resmi amacı kapitalizmi, komünizme karşı korumaktı. NATO sadece bir savunma ittifakı değil; özünde yeni kurulan kapitalist sistemi, serbest piyasayı ve Amerikan yatırımlarını koruyan silahlı bir güçtü. Anlaşmanın 5. maddesinde “Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmıştır.” diyerek ortak savunma anlayışını başlattı. Böylece ABD, askeri gücüyle Avrupa’yı koruması altına aldı. Güya ‘özgür dünya’yı savunacaklardı. Kiminle? Nazilerle! Bugün NATO’nun kurucu aklına baktığımızda karşımıza Hitler’in generalleri çıkar. Adolf Heusinger gibi Holokost suçluları , Nazi ordusunun istihbaratçısı Reinhard Gehlen gibi isimler, NATO’nun en önemli koltuklarına oturtuldu. NATO, özünde Nazi tecrübesiyle mayalanmış bir antikomünist savaş makinesidir.

Avrupa’da NATO çatısı altında kurulan Stay-Behind, yani ‘Geride Kalanlar’ orduları, sadece dış tehdide karşı değil, içerideki işçi sınıfına karşı da kuruldu. İtalya örneğine baktığımızda Komünist Parti’nin yükselişini engellemek için ‘Gerginlik Stratejisi’ni uyguladıklarını, Piazza Fontana ve Bologna gibi meydanlarda halkları bombalayıp suçu solcuların üzerine attıklarını görüyoruz. Belçika’dan Almanya’ya, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’na kadar her yerde Gladio’nun parmak izi7, işkencesi ve kanı vardır.

Türkiye’nin NATO Serüveni

Dünyada bu gelişmeler olurken, Türkiye burjuvazisi işçi sınıfı örgütlenmesinden ve sosyalist mücadele ihtimalinden korktuğu için yüzünü NATO’ya döndü. Yoksul Anadolu çocuklarını Kore’ye ölüme göndermesi karşılığında NATO’ya üye oldu ve hemen ardından 1952’de Seferberlik Tetkik Kurulu, yani Kontrgerilla kuruldu. Personel maaşlarını yıllarca ABD ödedi. 6-7 Eylül Olayları gibi provokasyon ve cinayetler, bizzat bu ‘Özel Harp’ dairesinin ‘muhteşem’ bir operasyonu olarak kayıtlara geçti.

1960’lar ve 70’ler, Türkiye’de toplumsal hareketliliğin yükseldiği yıllardı. Gençlik, işçi sınıfı ve kadınlar ‘Tam Bağımsız Türkiye’ talebiyle sokağa çıktı. Aynı dönemde Gladio’nun ülkü ocakları üzerinden örgütlediği bir sivil operasyon ağı da harekete geçti. Kanlı Pazar, 1 Mayıs 1977’deki Taksim katliamı, Maraş ve Çorum’daki mezhep çatışmaları bu ağın izlerini taşıyordu; hedef ülkeyi kaosa sürükleyip 12 Eylül darbesine zemin hazırlamaktı. Darbenin ardından TİSK Başkanı Halit Narin’in ‘Şimdiye kadar biz ağladık, artık işçiler ağlasın’ sözü ve bir CIA yetkilisinin Washington’a ‘Bizim çocuklar başardı’ diyerek durumu bildirmesi, darbenin kime hizmet ettiğini gösteren tarihsel kayıtlar arasında. 

Sovyetler Birliği dağıldığında ‘Soğuk Savaş bitti’ denildi, ama NATO genişlemeye devam etti. 11 Eylül sonrası ‘terörle mücadele’ adı altında Ortadoğu’da uzun süreli savaşlar başladı. Bugün ise Ukrayna üzerinden küresel bir gerilim sürüyor. Trump’ın üye ülkelerden talep ettiği yüzde 5’lik savunma bütçesi artışı, halkların vergileriyle finanse edilen bir silahlanma politikasına işaret ediyor. 

Şu anda NATO zirvesiyle ısınan savaş gündemi arkasında kadınlar ve halklar açısından ölümcül gerçekleri barındırıyor. Erkek devletlerin erkek temsilcilerinin aldığı savaş ve yıkım kararları kadınların bedenini bir savaş ganimeti olarak görüyor. Kadınlar topraklarında yıkıma uğruyor, göçe sürükleniyor, göç yollarında ve gidecekleri yere varabildiklerinde kadınların emeklerine ve bedenlerine el konuluyor. Hali hazırda erkek egemen/patriyarkal sistem içinde varlığı dahi tehdit altında olan kadınların. Yaşam koşullarının iyileştirilmesi bir yana buralara ayrılabilecek bütçeler savaşa akıtılıyor. Silah, yıkım ve katliamla özdeşleşmiş erkeklik savaş temsilleri ve politikalarıyla her geçen gün kendini yeniden üretiyor.

NATO Nedir, Ne Değildir?  - nato 3 1
NATO Nedir, Ne Değildir?  - nato 2 1

Egemenlerin çıkarları doğrultusunda düzenlenen, halkların hedef alındığı ve halklar arası hâline de getirilmeye çalışılan savaşların, bu kanlı tarihlerin karşısında yer almak zorundayız. Bu yüzden başarana kadar “NATO dağıtılsın, üsler kapatılsın!”

  1. Clark, Ian. “Singular Hegemony: Pax Britannica 1815–1914.” In Hegemony in International Society, 98–122. Oxford: Oxford University Press, 2011. ↩︎
  2.  Gough, Barry. “Recessional: The End of Pax Britannica and the American Inheritance.” In Pax Britannica, 260–285. London: Palgrave Macmillan, 2014. ↩︎
  3. Ikenberry, G. John. “Power and Liberal Order: America’s Postwar World Order in Transition.” International Relations of the Asia-Pacific 5, no. 2 (2005): 133–152. ↩︎
  4. Solti, Ágnes. “The Bretton Woods System as the Cornerstone of the United States’ Hegemony.” Financial and Economic Review 23, no. 2 (2024): 186–204. ↩︎
  5.  Hogan, Michael J. The Marshall Plan: America, Britain and the Reconstruction of Western Europe, 1947–1952. Cambridge: Cambridge University Press, 1987. ↩︎
  6. Kolko, Joyce, and Gabriel Kolko. The Limits of Power: The World and United States Foreign Policy, 1945–1954. New York: Harper & Row, 1972. ↩︎
  7. Gladio, NATO’yla bağlantılı Soğuk Savaş “Stay-Behind” ağlarının İtalya’daki adıdır. Resmî gerekçesi Sovyet işgaline karşı direniş hazırlığıydı ancak açığa çıktığında Avrupa’da gizli servisler, antikomünist kontrgerilla, neofaşist şiddet ve “gerilim stratejisi” tartışmalarının simgelerinden biri haline geldi. ↩︎

EN