Görünmezliğin Politikası: Göçmen Kadın Olmak



Görünmezliğin Politikası: Göçmen Kadın Olmak - Lange MigrantMother02 scaled

📷 Dorothea Lange

Göçmenlerin göç politikaları üzerinden yasa dışılaştırılması ve yasa dışılık deneyimleri üzerine yüksek lisans tezimi yazdığım yıllarda bir gerçekliğin farkına varmıştım. Yaptığım saha çalışmaları kapsamında birkaç kadın ile görüşmüş olmama rağmen, asıl deneyimlerine odaklandıklarım hep erkeklerdi. Toplumsal cinsiyet ilişkileri hangi araştırma konularının, kimlerin deneyimlerinin önemli ve çalışmaya değer olduğunu da belirliyordu. Bütün zorluklara rağmen sınırları aşan, enformel piyasalar tarafından amansızca sömürülen ve sürekli geri gönderilme korkusu ile yaşayan erkek göçmenlerin karşısında evde çocuklarına bakıp göreli daha “güvence” altında yaşayan kadınların deneyimleri daha az çalışmaya değer görülüyordu. Her ne kadar toplumsal cinsiyet çalışmaları gibi alanlarda son dönemde daha çok akademik üretim söz konusu olsa da, göçmenlik deneyiminin kendisi erkek deneyimi tarafından belirleniyordu. Oysa göçmenlik deneyimi sadece sürekli sömürü ve tehlike ile karşı karşıya olmak değil, aynı zamanda o tehlikelerle karşılaşmamak için görünmez olmaktı. Ve her zamanki gibi görünmez olanın hikayesi ilk bakışta gözden kaçıyordu. Bu yazıda görüştüğüm bazı Suriyeli kadınların anlatıları üzerinden görünmez olanların deneyimlerine ışık tutmaya çalışacağım. Bunu yaparken de göçmenlik deneyiminin homojen olmadığını, daha az tehlikeli veya kaygılı hayatlar sürüyor gibi duran kadınların da farklı tahakküm ve baskılar altında var olduğunu ve bu deneyimi aynı şekilde belirlediğini savunacağım. 

2022 yılı itibari ile göç politikalarının sıkılaşması, özellikle kayıtsız veya ilinde ikamet etmeyen göçmenleri her an geri gönderilme korkusu ile sararken daha güvencesiz ve enformel piyasalarda daha sömürülebilir hale getirdi. Göçmenlerin yoğun olduğu semtlerde polis kontrolleri ve yakalamalar arttı. 2023 yılında yürürlüğe konulan göç mobil araçları1, göçmenlerin geri gönderme merkezlerine alınma süreçlerini hızlandırdı. Bu durum karşısında insanlar daha görünmez bir şekilde yaşamaya çalışmak zorunda kaldılar. İşten eve, evden işe geçen bir hayat… Fakat bu güvencesizlik, her gün yakalanma korkusu içerisinde yaşamak bile aslında toplumsal cinsiyet ilişkileri tarafından belirlenmişti. Politikaların sıkılaşmasının etkisi kadınlarda daha farklı bir şekilde sirayet ediyordu. Kısacası, kadınlar güvenlikleştirilmiş göç rejimine farklı şekillerde dahil ediliyordu ve bu dahiliyet katlanmış bir dışlama üzerinden işliyordu. Her ne kadar tehlikeli ve göçmen bedenleri üzerinden işleyen sömürü sisteminin en önemli mekanizmalarından biri olsa da enformel piyasalarda çalışma kamusal, sosyal alana dahil olmanın bir kanalını oluşturuyor ve kadınların bu iş hayatından çoğunlukla dışlanması onların tamamen bu alanlardan dışlanması ile sonuçlanıyordu. 

Kayıtlı olduğu il dışında yaşayan kadın görüşmecilerimden bir tanesi son yıllarda zorunluluktan pazara gitmek dışında artık yaşadığı mahalleye bile çıkamadığını söylemişti. Bir yandan güvenlikleştirilmiş göç yönetimi ve onun teknikleri karşısında görünmez kalma “lüksü” var gibi görünürken, aslında daha farklı bir alternatifsizliğe itilmişti. Evdeki iki çocuğuna bakma sorumluluğu onu risk alma seçeneğinden mahrum bırakıyordu. Her ne kadar kocası hayatta kalmaları için tehlikelere rağmen çalışmak zorundaydı ise, kendisinin de seçenekleri toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullar tarafından belirlenmişti. Kadın olmanın yanı sıra başka bir ile kayıtlı olup İstanbul’da fiiliyatta yasa dışı şekilde ikamet etmek de seçeneklerini büyük oranda belirliyordu. Geçici Koruma altındaki Suriyeliler sadece kayıtlı oldukları şehirlerde sağlık ve benzeri hizmetlere ulaşabildikleri için sağlık problemlerini göz ardı etmek, geçici çözümlerle ertelemek ellerindeki en iyi çözümdü. Görüşmecim bir süre önce düştüğünü ve sırtını sakatladığını, fakat hastaneye gidemediği için ağrı kesiciler ile acısını bastırdığını anlatmıştı. Benzer problemleri erkek göçmenler de yaşıyordu; özellikle enformel piyasalarda çalışma koşullarının zorluğu ve güvencesizliği dolayısıyla sakatlanmalar göçmenler arasında çok yoğundu. Fakat eve gelir sağlamak zorunda oldukları için genelde yakalanma riskini göze alarak devlet hastanelerinde tedavi olmaya çalışıyorlardı. Bu bariz bir gerçeği ortaya koyuyordu: göç politikaları kadınlar ve erkekler üzerinde aynı etkiye sahip değildi; toplumsal cinsiyet ilişkileri iki taraf için de farklı güvencesizlikler ve kırılganlıklar üretiyordu. 

Her ne kadar yasa dışılık göçmen kadınların yaşadığı sıkıntıları katlasa, yaşam alanlarını büyük ölçüde kısıtlasa ve onları daha güvencesiz konuma getirse de, kayıtlı kadınlar da hem kadın hem göçmen olmanın zorluklarını yaşıyordu. İstanbul kayıtlı, üçüncü çocuğuna hamile bir görüşmecim Türkiye’ye geldiği gibi İstanbul kimliği çıkarmayı başarmıştı. Diğer birçok kadın ve erkek görüşmecilerimin eşlerinin aksine doğumlar için devlet hastanesine gidebilmiş ve özelde çok yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalmamıştı. Fakat kadın olmak ve göçmen olmak hâlâ fazlasıyla deneyimlerini belirliyordu. Konuşmamızdan bir süre önce pazarda “Bir bebek daha mı getireceksin dünyaya? Daha çocuk istiyorsan git Suriye’ye” gibi söylemlere maruz kalması bu örneklerden biriydi. 

Güvenlikleştirilmiş göç politikalarının ve polis kontrollerinin çoğunlukla erkekleri hedef aldığını söylemek bu durumda yanlış olmaz. Öncelikle, polis ve göç idaresinin de zihinlerinde belirli bir göçmen stereotipi olduğu birçok avukat ve göçmen tarafından dile getirilen bir durum. “Suriyeli görünmeme”nin olduğu kadar kadın olmanın da polis tarafından kontrole tabi tutulma ve yakalanma riskini azalttığı da birçok insanın tekrarladığı söylemler. Fakat göçmenlik deneyiminde ne kadar toplumsal cinsiyet rolleri etkili olsa da, kadın göçmenlerin deneyimleri de homojen değil. Ağırlıklı olarak erkeklerin bu politikalar tarafından hedef alınması ve kadınların toplumsal alanda daha “görünmez” olması yine de her an geri gönderilebilir oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Bunun yanı sıra kadın ve LGBTİ+ kimlikleri, yakalanma halinde göçmenlerin mevcut kırılganlıklarını katmanlaştırarak derinleştirmekle kalmıyor, geri gönderme merkezlerini onlar açısından çok daha zorlayıcı ve güvencesiz mekânlara dönüştürüyor. 

  1.   T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı. (27 Şubat 2024). Düzensiz göçmenlerin tespitini kolaylaştıran ve hızlandıran mobil göç noktası araçlarının sayısı 162’ye çıktı ↩︎


EN