AKP-Türkiye Yüzyılı Eğitim Politikaları Yapboz mu İnşaat mı?



AKP-Türkiye Yüzyılı Eğitim Politikaları Yapboz mu İnşaat mı? - Tip eylem mesem

Türkiye’de millî eğitim politikalarında, sınav sistemlerinden müfredata eğitim öğretim kademelerinde yapısal değişikliklerden personel atamalarına kadar birçok konu için “yapboz” kavramının ne kadar sık kullanıldığını biliriz. Sadece eğitim öğretim sürecinin ana unsurları olan öğrenciler, ebeveynler ve öğretmenler kullanmaz “yapboz” kelimesini. Yoksul, emekçi halkın neredeyse tamamında bu söylem yaygındır. Fakat siyasal iktidarı elinde bulunduran burjuva sınıfında bu söylemin yaygın olduğunu görmeyiz. Hem yapıp bozanlar kendileri olduğu için hem de Cumhuriyet’in kuruluş döneminden bu yana modern devletin ideolojik faaliyetine yön vermede yürütülen savaşın bitmemiş, burjuva sınıfının değişen ideojileriyle henüz nihai inşanın tamamlanmaması sebebiyle olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazıda; sırtını 80’lerden sonra hız kazanan piyasacı, neoliberal ekonomi politikalarıyla eş güdümlü Türk-İslam-Siyasal rejim sentezinde buluşan eğitim politikalarına dayayan AKP’nin, “Türkiye Yüzyılı” eğitim politikalarıyla  sınıfsal ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren  stratejisine daha yakından  bakacağız. 

Öncelikle egemen burjuva sınıfının ve onun 23 yıllık temsilcisi AKP hükümetinin egemenlik aygıtı olarak devleti kullanmada ve devletin hem baskı hem de ideolojik aygıtlarını hareket ettirmede ortaklaştığı ana kavramın hala “millî” olduğunu söylememiz lazım. AKP’nin bu kavramı eğitimden sağlığa, nüfus politikalarından kadın haklarına kadar birçok alanda tekrar tekrar kullanması, onu her ne kadar soyutlaştırıp bezdirici ve anlamsız hâle getirmiş olsa da, ‘tek ulus/Türk milleti’ söyleminin Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan tekçi ve homojenleştirici devlet anlayışıyla somut bir süreklilik taşıdığını görüyoruz. 2025 Maarif Modeli’ne gelene kadar “yerli ve millî” ifadesinin sıkça kullanıldığını görüyoruz. Bu söylem ilk kez 2015 Kasım seçimleri öncesinde Erdoğan’ın Yenikapı mitinginde “550 yerli ve millî vekil istiyorum” sözüyle öne çıktı. Bu ifadenin bir sonraki yaygın kullanımı ise 2020’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmaları sırasında “yerli ve millî bir yasal düzenleme gerek” denmesiyle oldu. Biçim açısından başkanlık rejimi denen fakat içeriği ile Erdoğanist İslam yorumu, toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı ve heteroseksist erkek egemen unsurların baskın olduğu yeni rejimin kurumsallaşmasında önemli eşiklerde kullanılan bu kavramlar bazen AKP’nin kitle konsolidasyonunda imdat sibobu olarak ve çoğunlukla da patriyarkal kapitalizmin çıkarları doğrultusunda kullanılmıştır. 

İşçileşen Çocuklar: Çırak Değil Çocuk

2010’lardan 2020’lere kadar millî eğitim politikalarında yaşanan değişimlerin alelade olmadığı hepimizin malumu iken siyasi iktidar temelde neredeyse her on yılda bir patlak veren ekonomik kriz ve sermayenin ihtiyaçları sebebiyle bu yerli ve millî yapbozu devam ettiriyor. Fakat yapbozun ana parçaları çoğunlukla değişmedi. Dinci ve laiklik karşıtı olması, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı olması ve ucuz emek gücünü artıracak şekilde yapılanması. İlk iki parça daha çok toplumsal ve siyasal alana uzun erimli olarak müdahaleyi barındırırken sonuncusu ise kapitalist sistemin ekonomi politikasına içkin, sermayenin hem güncel hem de uzun erimli ihtiyaçlarına cevap vermeyi stratejisine aldı. Eğitim öğretimin birçok farklı alanında yapbozun bu ana parçalarıyla şekillenen yapısal değişikliklerde hem rejimin hem de sermayenin önemli iki hamlesi olan 2012 yılında 4+4+4 eğitim sisteminin getirilmesini ve ilk adımı 2016’da atılan ve 2021’de Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle yaygınlaştırılan MESEM’leri (Mesleki Eğitim Merkezi) öne çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. Bunlara ek olarak söyleyebileceğimiz ve aslında bu iki adımın devamlılığını sağlayacak yükseköğrenim hamlesi ise “Her ile bir üniversite” sloganı ile 2006’da çoktan hayata geçmişti. 8 yıllık zorunlu eğitimin yerini 4+4 ile kesintili eğitime bırakması birçok çocuğun okula devam edememesine, çocuk yaşta evliliklerin artmasına sebep olmuşken MESEM’lerin açılması da “Bakın sorunu biz çıkardık biz çözeriz.” bakışıyla çocuk işçiliğinin yasal kılıfı haline gelmiştir. Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim uygulamasıyla birlikte işlevsiz hale getirilen imam hatip okullarının orta kademe sınıflarının yeniden canlandırılmaya çalışılması tam da bu dönemde devreye girdi. Kesintili eğitimin ikinci dört yıllık kademesinde ise ne Anadolu ne de Fen liselerinin ortaöğretimleri açıldı. Fakat imam hatip ortaokulları yaygınlaştı, çocuklara açık öğretimden devam edebilirsiniz dendi ve günümüzde konuştuğumuz mesleki ortaokullara yönlendirme henüz ergenlik çağında dahi olmayan çocuklara peyderpey dayatılmaya başlandı. Bu amaçlar doğrultusunda açılan MESEM, 4+4+4 olarak tanımlanan zorunlu eğitimin 9. sınıftan itibaren sürdürülen parçasıdır. Haftada 1 gün okulda teorik eğitim gören çocuklar,  4-5 gün işyerinde çocuk işçi olarak sömürülürler. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki ve Teknik Eğitim Müdürlüğü altında yürütülen program ve projeler “Herkesin bir mesleği olmalı”, “Mesleğim hayatım” gibi tanıtım sloganlarında da gösterildiği gibi çocukları, gençleri hayata hazırlayan temel bilgiler; bilim, beceri, duyarlılık ve yeterliliklerin geliştirilmesini öncelemez. Çocuklar ve gençler bir makinenin dişlisi olarak görülür1, işyerlerinde öğrenci olamayacağı açıkken “çocuk işçi” demekten de imtina edilir. Bunun yerine; ahilik kültürüne geri dönüş, usta-çırak ilişkisinin ihtiyacı ve çocukların asgari ücretin %30’una varan ücreti aldıklarını söyleyerek çocuk emek gücünü nasıl ucuz iş gücü haline getirdikleri övülür. Oyun hakkından, sosyalleşmeden kopardıkları çocuklar hayattan da koparılır. İSİG 2024-2005 verilerine göre en az 87 çocuk çalışırken hayatını kaybetti ve bu durum çocuk iş cinayetlerinin evvelki eğitim-öğretim dönemine göre yüzde 10 artması demek. Şu an resmi sayı bilinmese de çocuk işçi sayısının TÜİK’in 2024 yılında 15-17 yaş grubu 970 bin çocuk işçi olduğu verisine ek olarak; 505 bin MESEM’li çocuk, bu yaş grubunda çalışan kayıt dışı çalışan çocuklar (özellikle mevsimlik tarım işçileri) ve 15 yaş altı çalışan çocuklar da dahil edilirse Türkiye’de çocuk işçi sayısının 3-4 milyona ulaştığını görüyoruz2.

Aile Yılı, Maarif Modeli Eğitim Sistemi, Huzurlu Erkek

Marx’ın Kapital I eserinde,  kapitalizmin özellikle 1840-65 yılları arasındaki vahşi gelişimini ve sermaye birikimini çocuk emeği sömürüsü ve emeğin ucuzlatılması üzerinden incelediği kısımlara benzer bir “Türkiye Yüzyılı sermaye birikimi” içerisinde olduğumuz çok açıktır. “Yerli ve millî” eğitim politikaları adı altında gerçekleşen çocuk emeği sömürüsü ise kapitalistlerin sadece 19. yy’dan 21. yy’a kadar öğrendiği yeni taktikleri gösteriyor. 2025 Türkiye Yüzyılı vizyonu kapsamında yerli ve millî müfredat olarak tanıtılan “Maarif Modeli” de bu taktiklerden bir tanesi. Modelde; eylem-değer-erdem çerçevesinde “medeniyetimizin üzerine inşa edildiği temel kavramlar olan aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim nesiller yetiştirmek için madde-mana, akıl-duygu, nefis-vicdan, insan-toplum ve zaman-mekân dengesini gözetir” deniyor. Pedagojiden ve bilimsellikten uzak, dinî ve soyut kavramlarla dolu modelde “ruh ve beden bütünlüğü”, “huzurlu insan, huzurlu aile ve toplum” gibi kavramlar da eğitim-öğretim yaklaşımlarına yedirilmeye çalışılmış. Kültür derslerinin neredeyse hepsine yerleştirilen aileci ders içerikleri, kadınları ikincilleştiren, anneden ibaret gören ve makbul olmaya yoksa “huzuru bozan” ilan etmeye hazır alt metinler de tabii ki “2025 Aile Yılı” politikaları ile eşgüdümlü ilerliyor. Aile Yılının 10 yıla uzatıldığının ilan edilmesiyle beraber; yeni müfredattan “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının tamamen çıkarılması, kadına yönelik şiddetle mücadele, kadın hakları, eşit yurttaşlık ve insan hakları gibi temel kavramlara da  yer verilmemesi  “yerli ve millî”ye ek olarak resmen yazılmayan ama fiilen uygulanan “erkek”  politikaların kız çocuklarını, kadınları ve LGBTİ+ları hedef haline getirdiğini bir kere daha kanıtlıyor. 2025 Ağustos ayında açtığı 8 kız ortaokulu ile ayrımcılığı hızla pekiştiren AKP iktidarı için çocuklar ya MESEM’de işçi ya da onlu yaşlarında çocuk doğurması gereken çocuklar. Yani, AKP’li yılların eğitim politikaları yapboz değil:  Türkiye Yüzyılı vizyonuna bağlanan, içine  OVP(Orta Vadeli Program)’nin 2026-2028 hedeflerinden “çalışmanın faziletini okullarda anlatmayı” koyduran, TÜSİAD’a teşekkür ettiren, özel okullardan okul materyallerine kadar sermayenin çeşitli alanlarda kamuyu semirmesine izin veren, erkek egemen düzenin devamlılığı açısından patriyarkal her kurumla işbirliği yapan bir inşaat.

  1. TMMOB İşçi Sağlığı ve Güvenliği Çalışma Grubu, “MESEM ve Çocuk İşçi Ölümleri”. Kaynak ↩︎
  2. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, “Mesleki Eğitime Değil Çocuk İşçiliğe Karşıyız (2024–2025 Eğitim-Öğretim)”. Kaynak ↩︎

Fotoğraf Kaynak: Türkiye İşçi Partisi