Ben Kim miyim? - WhatsApp Image 2025 10 17 at 17.43.36

Önemli Uyarı: İçerik cinsel istismar konusunda tetikleyici unsurlar içerebilir.

Karanlığa sürükleniyoruz.

Hep birlikte zifiri bir karanlığa…

Daha geçtiğimiz aylarda annesinin acısına benim de yakından tanık olduğum Ceyda Yüksel’in davasında yargı, sırf Ceyda cinsel ilişkiyi reddettiği için faili Serkan Dindar’a “haksız tahrik” indirimi uyguladı.

Hükümetin aile yılı ilan ettiği 2025 yılının sadece ilk 6 ayında 136 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 

Neredeyse her gün bir kadının öldürüldüğü coğrafyamızda, sesi çıkmayan, sessiz kalan bakanlar; konu kadının ne giydiğine gelince açıklamalar yaparak kadın müzik grubunun kostümlerine “teşhirciliktir” dedi.

Her geçen gün kadınları katleden erkeklere cezai indirimler uygulanırken en temel hakkını kullanmış ve öz savunma uygulamış yüzlerce kadın ise hukuksuzca cezaevlerinde tutulmaya devam ediyor.

Ben ise o yüzlerce kadından sadece biriyim. Hukuksuzca tutsak edilmek istenen kadınlardan sadece biri.

Ben kim miyim?

Ben, senim kız kardeşim. Belki ufak kız kardeşinim, belki ablanım, belki de annenin ta kendisi. Belki canın kadar sevdiğin teyzen, belki hayatında seni en iyi anlamış olan halanım, belki de seni büyütmüş olan nenen. Belki dikkat etmeden yürüdüğün yolda yanından öylece geçip gitmiş herhangi bir kadınım. Oysa belki de aynı yolda yürüdük seninle, aynı eyleme yetişmek için aynı yoldan koştuk belki, belki aynı otobüsteydik, belki de aynı sırayı paylaştık. Hatta belki de aynı derde ağladık seninle, birbirimizden habersizce aynı fotoğrafa güldük belki. Kim bilir belki de…

Birkaç şeyden eminim ki aynı gökyüzüne baktık seninle, aynı havayı soluduk, aynı güneş ışığı vurdu yüzümüze ve aynı nihai amaca diktik gözümüzü: ÖZGÜRLÜK.

Çünkü biz biliyoruz ki tüm kadınlar özgür olana değin hiçbirimiz özgür değiliz. 

Ben kim miyim? 

Kadınım.

Ve sırf kadın olduğum için erkek yargının salladığı sopayı hayatımın orta yerine vurduğu biriyim.

Gece yarısı bir sokak arasında 7 erkek tarafından tacize maruz bırakılmış, tecavüz edilmek istenmiş “bir kadın”ım.

Sevgili kız kardeşim, onlar erkek yargının cezasızlık politikalarından aldıkları güçle sana istedikleri her şeyi yapabileceklerini aralarında konuşurlarken, anladığımı şimdi sana aktarmanın çok kıymetli duygularıyla belirtiyorum ki “Bize bir şey olmaz.” diyorlar. “Şurada yatacağımız 3-5 gün sanki nedir” diyorlar “girer, çıkarız.”

Bu erkek egemen politikalardan aldıkları güçle saldırıyorlar.

Gözleri dönmüş bir şekilde saldırıyor, gözlerindeki “sana her şeyi yapacağım” bakışını öyle içine işliyorlar ki insanın kanı donuyor.

İşte o an insan korkuyor kız kardeşim, çok korkuyor.

Elbette o an öncelikle ailen geliyor gözünün önüne, sevdiklerin, kaybedeceğin koca bir hayat geçiveriyor gözünün önünden.

And olsun kız kardeşim insanın film şeridi gibi geçmişi geçmiyor gözünün önünden, elinden alınacak koca bir hayat geçiyor.

Teoride bildiğimiz zamanın göreliliğinin ne olduğunu işte o an anlıyor insan, dakikalar içinde saatleri yaşatıyor zaman.

Sevgili kız kardeşim, yaşam içgüdüsü öylesine kuvvetli ki öylesine sınırsız ki yaşamda kalmak isteyen beyin, o an sana kocaman bir gerçekliğin içinde olduğunu en çıplaklığıyla hatırlatıyor ve tüm olasılıkları seriveriyor saniyeler içinde önüne. Tüm algılar sınırsızca açılıp serpiliveriyor. Öylesine serpiliyor ki zifiri bir karanlığın ortasında, herhangi sıradan bir günde zar zor gören gözlerin seni yaşamda tutacak bir cam parçasını dahi seçiyor.

İşte o zaman karar mekanizması devre dışı kalıyor ve işte seni yaşama bağlayan o hamle…

İşte o hamle seni bugün bu satırları yazan ‘’birine’’ dönüştürüveriyor.

19 yaşında gencecik bir kadının yaşam içgüdüsü ve devamında verilen mücadelesi bugün bu satırları doğuruyor.

Çok korktum kız kardeşim, çok… 

Ne yalan söyleyeyim korkuyordum ama içimde de engel olamadığım bir bayram havası vardı. Hayatta kalmanın haklı sevinciydi bu. “Haklı olanım, en fazla ne olabilir ki?” diye de düşünüyordum.

Bu korkuyla vardığım karakolda ise aç, susuz ve çaresiz bırakılarak daha da korkutuldum, türlü türlü şiddete maruz bırakıldım.

İttirildim, sözlerle korkutuldum, karakola silahlarıyla giren erkekler tarafından karakolun orta yerinde tehdit edildim. Bir şey desin diye gözlerinin içine baktığım kolluk personellerinin ‘’onlara’’ gelince suspus olduğunu ise o an idrak edebildim. Bu artık acı bir ders niteliğinde olacaktı benim için. 

Ailemi bir daha görememekle kolluk tarafından tehdit edildiğim ve sadece 2 gün geçirdiğim karakolda 20 yıllık acı yaşamak zorunda bırakılmıştım, kız kardeşim.

Oysa tek bir isteğim vardı, YAŞAMAK.

Sadece, yaşamak.

Sadece yaşamayı istediğim için ise ağır cezadan “kasten adam öldürmeye tam teşebbüs” ile hakkımda açılan dava, savcının “7 erkek, sadece bir kadın, olduğuna göre muhtemelen taciz vardır.” tasavvuru ile asli cezaya alındı ve “kasten yaralama”ya çevrildi. Hatırlıyorum da, bu yargının adeta suratıma fırlattığı hak kırıntıları gibi hissettirmişti.

9,5 yıl verilen ceza, 5 yıl 7 ay olarak sonuçlandı ve onandı.

Evet.

Öz savunma uyguladığı için hukuksuzca tutsak edilmek istenen kadınlardan sadece biriydim artık.

12 gün cezaevinde kaldıktan sonra ise denetimli serbestlik ile bırakıldım. Bu da yargının aynı hak kırıntılarından biri gibiydi fakat gerçeklikte ise 12 saniye dahi orada tutulmamam gerekirdi elbet.

Şimdi ise yine hukuksuzca tutsak edilmek isteniyorum, kız kardeşim.

Ben kim miyim?

Seninle aynı sokakta yürümüş, yürürken yine senin gibi taciz eden gözlere maruz bırakılmış bir kadınım. 

Bir güvenlik önlemi olarak, gece eve dönerken telefonla konuşuyor gibi yapmış biri.

Evde tek başımayken, siparişi getiren erkeğe evde biri varmışcasına tüm oyunculuk yeteneklerini sergilemiş biri.

Belki sevgisizliğin belki de sevginin kendisine yenik düşerek en az bir kere bir erkeğin baskısına susmak zorunda bırakılmış, biri.

Tonlarca göze maruz kalmak istemediğimden “o eteği” giymekten vazgeçmek zorunda kalmış biri.

“Acaba babalar böyle mi sever?” diye sormuş, belki de bunun “sevgiden” olduğuna inandırılmış biri.

Memeleri belli olmasın diye kambur yürümesi istenmiş, bugün 30 yaşına kamburuyla gelmiş biri.

El kaldırılmış, o ellerin de tonlarca kez indiğini görmüş biri…

Seni tanımıyor değilim kız kardeşim.

Ortak olan onlarca acımızdan tanıyorum seni.

Varmak istediğimiz o özgür yarınlara inancından ve o yarınlara olan inadından tanıyorum seni.

Tüm bu acılar, zorlu yollar örgütlü mücadeleye varmamı sağladı.

Zannediyorum onca yaşananın tek olumlu yanı, yolun örgütlü mücadeleye çıkması oldu.

Onlarca kadınla fiziki olarak tanışmak, duygu ortaklıklarıyla eylemlerde aynı çığlıkta buluşmak ve tabii kan bağım olmayan onlarca kız kardeş edinmek bu yolda en büyük kazanımlarım oldu.

Varacağım yer ise şurası, tüm söylenenlerin aksine 

“Kadın, kadının yurdudur.” kız kardeşim.

Gözyaşlarının şahidi ve gözyaşlarını dindirendir. Bu yolun bana en büyük dersi de bu olmuştur.

Örgütlü mücadelenin verdiği “Biz çoğunluk ve haklı olanlarız.” bakışı, yarınların aydınlık geleceğine olan inancımın yegâne sebebidir.

Ezcümle kız kardeşim; kadın, kadının yüreğindeki sızıyı gözlerinden tanır. Sızının merhemi olacak olan yine başka bir kadındır.

Sızının merhemi olayım kız kardeşim, sızıma merhem ol.

Şimdi yegâne merhemim ise birbirimiziz.

Biz birbirimizin merhemi, ilacı ve tek umuduyuz.

Sevgili kız kardeşim, yazımın başında belirttiğim gibi hızla sürüklenmek istendiğimiz karanlığa geçit vermeyecek,

İstedikleri “makbul” kadın olmayacak,

Hiçbir kadının geleceğini bir ya da birkaç erkeğin iki dudağının arasından çıkacak “kader”e teslim etmeyeceğiz.

Sızılarından öper, sosyalist feminist yarınlarda buluşacağımız o güne değin mücadeleni tüm kalbimle, selamlarım.

Sana söz, yarınlar gelecek, gelecek, güneşlerle gelecek.

Güneşin aynı hüzmesinde buluşuncaya dek umudunu diri, inancını dik tut kız kardeşim, ben hep yanındayım ve biliyorum ki sen hep yanımdasın.

By S.


EN